Çizer Musa Kart: Ben tutukluyken torunum, çalışıp tatil parası biriktirdiğimi sanıyordu

SEÇİL TÜRESAY

secilturesay@diken.com.tr

Cumhuriyet’e yönelik, 31 Ekim 2016’daki gözaltılarla başlayan dava süreci kapsamında tutuklanan, önce Silivri sonra Kandıra Cezaevi’nde, ‘iki aşamada’ yaklaşık 14 ay hapiste kalan çizer Musa Kart 12 Eylül’de tahliye oldu. Yargıtay kararıyla, gazetenin kendisi gibi tutuklu diğer eski çalışanları Güray Öz, Mustafa Kemal Güngör, Hakan Kara ve Önder Çelik ile aynı gün tahliye edilen Kart, Kandıra Cezaevi’nin kapısında, ‘bir mizahçının hayal gücünü aşan bir süreç’ yaşadıklarını ifade etti.

Mustafa Kemal Güngör, Akın Atalay, Musa Kart, Önder Çelik ve Hakan Hara. Fotoğraf: DHA

Temmuz 2017’de yaptığı savunmada, “Örgüt (FETÖ) üyesi olmamak ve örgüt adına suç işlememekle birlikte, hareketleriyle örgütün çıkarlarına hizmet etmekle suçlanıyorum. Yanıtım çok net ve kısa olacak: Bu suçlamayı aynen iade ediyorum” diyen Kart ‘içerdeyken’, torunu onun Kandıra Fabrikası’nda tatil parası biriktirmek için çalıştığını düşünüyordu.

Cezaevinde kendisine iyi baktı; kendi deyişiyle cezaevleri onun ne duruşunu bozdu ne de gülüşünü! 40 yıla yakın süredir ‘çizen’ Kart, hayatının her aşamasında olduğu gibi tutukluyken de mizaha sığındı.

Karikatürlerini dışarı çıkaramayınca mizah duygusunu ziyarete giden avukat ve milletvekilleriyle paylaştı. İlk paylaştığı not, “Her voltaya çıkışımda Silivri’nin tüm kargaları üşüşüyor başıma. Hakkımızda açılan davayı anlatıyorum. Onlar gülüyor ben gülüyorum” oldu.

Musa Kart’la cezaevi sürecini ve sonrasını konuştuk…

Cezaevinden çıktığınızda sarfettiğiniz, “Bir mizahçının hayal gücünü aşan bir süreç” sözlerini açar mısınız?

Evet, bir mizahçının hayal gücünü aşan bir sürece tanıklık ettik. İddianamenin içeriği şekillendirilirken özen gerekmiyordu anlaşılan. Çağdaş hukuk devletlerinde insanlar yargılandıktan sonra cezalandırılır. Bizde tam tersi oldu. Dokuz ay Silivri’de tutuklu kaldıktan sonra, yani peşinen cezalandırıldıktan sonra hakim karşısına çıkabildik. Hakkımızda 30-40 yıl ceza isteyen savcı, ‘FETÖ’ terör örgütüne üye olma suçlamasıyla yargılanıyordu ve hakkında müebbet hapis cezası isteniyordu.

Karikatürlerinde sık sık demokrasi vurgusu yapan Kart, 2016 yılında cezaevine girmeden önce yaptığı iki karikatürünü paylaştı.

Tatil rezervasyonu için bir seyahat şirketini aradık diye FETÖ ile irtibatlı sayıldık. Aynı dosyadan yargılanan ve beş yıldan fazla ceza istenen arkadaşlarımıza Yargıtay’a gitme hakkı verildi. Biz; yani beş yıldan az cezaya çarptırılanlar ikinci kez cezaevine yollandık. Hayatımız boyunca kendimizi solda tarif etmiştik ama koğuş kapımızın üstüne “Sağ terör” yazmışlardı.

14 aya yakın cezaevinde kaldık. Üstelik Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay başkanları yaşadıklarımıza itiraz etmişken, Adalet bakanı, “Bir gün bile cezaevinde kalmamaları gerekir” demişken! Doğrusu bu kadar espriyi bir arada görmemiştim!

Bu ülkede yaşayan, üreten bir çizer olarak hapis yatmak, isnat edilen suç sizde nasıl bir his uyandırdı?

Türkiye’de çizerlerin alanları hiç bu kadar daraltılmamıştı. Evet, fiziki sınırlarımız bir hücrenin boyutları kadar olmuştu. Demokrasiden uzak ülkelerde karikatüristlerin işi ip üstünde yürümeye benzer biraz. Onlar ellerindeki ince uzun bir çubuğa tutunarak adımlarını atarlar. Ne yazık ki hukuka benzettiğim bu ince çubuk ellerimizden alınarak kırıldı bugün. Oysa biz hep ona güvendik, hep ona sığındık!

En çok kimi, neyi özlediniz?

İçtenlikle ifade etmek gerekirse, elinizden koparılıp alınan hayatı bütün renkleriyle özlüyor insan. O hayatın içinde eşiniz var, kızınız var. Bütün torunlar gibi şahane bir torununuz var. Dostlarınız, arkadaşlarınız var. Eğlenceli sohbetleriniz var ama sizi yoksunluk içinde görmek ve göstermek isteyenlere inat, tüm özlemlerinizi örtmeyi öğreniyorsunuz cezaevinde.

Cezaevinde çizebildiniz mi?

Özellikle Silivri’de milletvekilleri ve avukatlarımızla görüşürken, kağıtla kaleme dokunmamız yasak edilmişti. Orada karikatürleri dışarı çıkarma denemem başarısızlıkla sonuçlanınca ziyaretimize gelen milletvekilleriyle ve avukatlarımızla karikatür tadında cümleler paylaşmaya çalıştım. Dışarıyla çıkarabildiğim ilk notum şöyleydi: “Her voltaya çıkışımda Silivri’nin tüm kargaları üşüşüyor başıma. Hakkımızda açılan davayı anlatıyorum. Onlar gülüyor ben gülüyorum.”

Charles Baudelaire’in çok sevdiğim bir sözü var. Diyor ki; “Acının iki çocuğu var bir gözyaşı iki mizah.”

Bizler de acılarımızla baş edebilmek için sarıldık mizaha; sarıldık karikatüre. Neredeyse 40 yıl, aynı yatağı değilse bile aynı kağıdı, aynı kalemi paylaştım karikatürle.

Kimler ziyaret edebildi sizi; kimleri görebildiniz evden uzakta olduğunuz dönemde?

Cezaevinde birinci derece yakınlarım eşim, torunum, bir de kardeşimle görüşme imkanım oldu. Ayrıca milletvekilleri ve Türkiye’nin her yanından avukatlar ziyaretim geliyorlardı. Onlara dostlukları için buradan tekrar teşekkür ediyorum.

‘Resmi makamların’ isnat ettiği suç belli; peki siz neden yargılandığınızı düşünüyorsunuz?

Yazılı medyanın tehdit ve teşvikle kontrol altına alındığı bir dönemde gazetem Cumhuriyet sahici muhalefetiyle ve duruşuyla iktidarı rahatsız ediyordu. Özellikle sorumluluk duygusundan uzak müdahaleci dış politika sert eleştiri konusu olunca bizimle ilgili niyetler açığa çıktı. Başlatılan gözaltılarla hem Cumhuriyet yönetiminden kurtulacaklardı hem de topluma gözdağı verilmiş olacaktı.

Yaşadığınız süreç karikatüre, hayata bakışınızı olumlu ya da olumsuz nasıl etkiledi?

Yeni değil Türkiye’de her dönem farklı fikirler muhalif fikirler ceza tehditleriyle baskı alınmak istendi. Ama bu yol ve yöntemle çocuklarımız karşılaşsın istemiyorum. O nedenle Silivri Cezaevi’nden çıktıktan sonra da çizmeye devam ettim.

Cumhuriyet’te, Eylül 2018’deki yönetim değişikliği sonrasında gazeteden ayrıldınız. Kopuş sürecinizi anlatır mısınız? Bir kırgınlığınız var mı?

Karikatür çizmeye başladığımız yıllarda tüm çizerlerin hayaliydi Cumhuriyet’te çizmek. Orada yaklaşık 25 yıl çizdim. Son yedi yılında birinci sayfada yayınlandı çizgilerim. Kendimi özgürce ifade edebildiğim duygusal olarak da bağlı olduğum yerdi benim için Cumhuriyet. Ayrılık hikayemiz biliniyor. Bir kez daha tekrarlamak istemiyorum. Ancak ilkesel duruşun duygusal bir bağ kadar önemli olduğunu ifade etmekle yetineyim.

Tutuklu olduğunuz süreçte herhangi bir sağlık sorunu yaşadınız mı; kilo verdiniz mi mesela?

Doğrusu insan cezaevinde, “Sağlığımı kaybedebilirim” endişesiyle daha da özenli davranıyor. Çokça kitap okuyarak bazen iki saate varan yürüyüşlerle ve en önemlisi mizah duygumu kaybetmeden iyi tuttum kendimi. Özetle cezaevleri ne duruşumu bozdu ne de gülüşümü…

Peki ‘hücre arkadaşlarınız’ kimlerdi?

Silivri’de Kadri Gürsel ve Turhan Günay’la; Kandıra’da Mustafa Kemal Güngör ve Önder Çelik’le kaldım.

Çıktıktan sonra neler yaptınız?

Dört yaşındaki torunum Kandıra Fabrikası’nda tatil parası biriktirmek için çalıştığımı düşünüyordu. Kandıra’daki işim bitince (!) birlikte kısa bir Bodrum tatili yaptık. Hemen sonrasında Adana’da Altın Koza Film Festivali’nde dostlarla kucaklaştık.

Özgür kalalı bir ay bile olmadı. “Biraz nefes alayım” diyebilirsiniz ama ben yine de sorayım; bundan sonrası için planlarınız var mı?

Önümüzdeki günlerde cezaevinde tasarladığım bir kitap üzerinde çalışmak istiyorum.