Hırsız hırsızdan çalmış, Allah'ın gülesi gelmiş…
H

Murat Sevinç
Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

murat sevincMURAT SEVİNÇ

Başlıktaki deyiş, seksen küsur yaşındaki güzel annemin özellikle ‘ajans’ (heber bülteni) izlerken sık sarf ettiği bir söz. Herhalde o da kendi büyüklerinden duymuştur! Yalnızca çalıp çırpmanın değil, aynı tıynette olup birbirini kazıklayanların tasviri için kullanılır.

Aslında deyişe bu kadar sık başvuruyor oluşu, memleketin halini de anlatıyor. Şu ara popüler ‘kazıklanma’ hikâyesi, herkesin takip ettiği gibi Cemaat-AKP kavgası. Böylesi sorunlar yaşandığında, iki taraftan birine dahil olmayanlar genellikle ortak bir ruh halini paylaşır. Bu da çoklukla ‘yesinler birbirlerini’ temennisiyle dile gelir. Doğrudur, yanlıştır başka mesele. Ancak her bir yurttaştan ‘evliya’ performansı beklememek gerekir.

Evet, izlerken zevk alıyorum!

22 Temmuz operasyonunda tutuklanan eski Emniyetçi Ali Fuat Yılmazer (Fotoğraf: DHA)
22 Temmuz operasyonunda tutuklanan eski Emniyetçi Ali Fuat Yılmazer (Fotoğraf: DHA)

Ne yalan söyleyeyim, ömür süresinin yaklaşık yarısını anayasal sorunları çalışarak, yazarak ve anlatarak geçirmiş biri olarak ben de ‘izlerken’ zevk alıyorum. Tam bu esnada, aklı başında birileri çıkıyor ve bu tavrın doğru olmadığını söylüyor. Haklı olabilirler. Buna mukabil elimde değil, yine de zevkli geliyor. Neden hukuk dışılıktan, insanların mağdur oluşundan ve haksızlıktan gizliden gizliye memnun olunur? Bu tehlikeli ruh durumunun gerekçeleri olmalı. Üzerinde düşünmeye çalışıyorum. Sanırım hem akademik/mesleki, hem de insani gerekçeleri var.

Öncelikle, birbirine düşmüş eski arkadaşların ‘birbirine düşme şekli,’ kişilikleri hakkında önemli ipuçları sunar. İşler yolundayken insanlar genellikle iyidir, zararsızdır. Kötüye gitmeye başladığında takke düşer kel görünür. Aslında herkes herkesi tanıyordur da, çatışma/kriz zamanlarında, ‘söylenemeyenleri’ dile getirme fırsatı çıkar.

Pensilvanya ‘yavru’ vatan değil miydi?

Şu anda, üç gün öncesine kadar birbirini övmekten helak olup yere göğe koyamayan insanlar, eski müttefiklerini ajanlıkla, şerefsizlikle, darbecilikle itham ediyor. Kullandıkları ifadeler okuyanı mahcup eden türden, buna mukabil hiç birinde mahcubiyet emaresi yok. Olmayacak da.

Fethullah Gülen
Fethullah Gülen

Bugün Cemaat liderine en ağır ifadeleri kullananlar, geçmiş yıllarda Türkçe Olimpiyatları’na gidip protokole kuruluyor ve Afrikalı çocukların ‘Eminem oturmuş çeşme başına, taramış zülfünü dökmüş kaşına…’ türküsünü çığırışlarını, gözyaşları içinde, hıçkırarak seyrediyorlardı. AKP kalemşorları her yurt dışı dönüşlerinde tanık oldukları Cemaat hizmetlerini ballandırarak anlatıyorlardı. Pensilvanya ‘yavru vatan,’ Gülen ulusal kahramandı. İki üç ayda, İsrail ajanı oluverdi. Bu duruma ‘gülmemek lazım’ diyorsunuz, öyle mi?

Hepsini toplasanız bir Türkan Saylan etmez

Peki Cemaat’in durumu nedir? Üşenmeyip Gezi öncesi ve esnasında Cemaat medyasında yazılanları bir kez daha okuyunuz. Yine üşenmezseniz, büyük davaların operasyonları yapılırken neler yazdıklarına bir kez daha göz atınız. Örneğin, Türkan Saylan’a yapılanlar esnasında? Oysa şu anda adı geçenlerin hepsini toplasanız bir Türkan Saylan etmez. Dershanelerin kapatılma kararı alınana dek bu memlekette her şey yolunda mıydı?

Eski Reis’leri, ‘Camiye ayakkabı ile girdiler,’ ‘Kabataş’ta türbanlı bacıma saldırdılar’ yalanlarını söylerken, gencecik insanlar kör olurken, ara sokaklarda öldürülürken neredeydiler? Neler yazıp çiziyorlardı? 17 Aralık’tan önce yolsuzluk iddialarından, olup bitenden habersiz miydiler? Yoksa ‘paylaşımda’ sorun mu yaşadılar? Şimdi ‘alnımızı aynı secdeye koyduk’ derken hiç utanmıyorlar.

Gezi eylemleri sırasında protestocular 2 Haziran 2014 gecesi polis şiddettinden kaçmak için Dolmabahçe Camii'ne sığınmıştı.
Gezi eylemleri sırasında protestocular 2 Haziran 2014 gecesi polis şiddettinden kaçmak için Dolmabahçe Camii’ne sığınmıştı.

Bize ne, kime ne, sizin alnınızı nereye koyduğunuzdan! Darbe davalarından yargılananların da ‘adil yargılanma hakkı’ olduğunun farkında değiller miydi? Hukukun en temel ilkelerini savunanlara, neler söylediklerini unuttular mı? Şimdi bu insanlar için (ah pardon, ‘hukuk devleti’ için) kaygılanmalıyız, öyle mi?

Suç işlediklerini bilmiyorlar mıydı?

Sorulara, “göz altındaki polisler” ile devam edelim. Yasa dışı olduğu iddia edilen dinlemeleri yaparken, insanların özel yaşamlarına tecavüz ederken suç işlediklerini bilmiyorlar mıydı? Hukuk devletiyle uzak yakın ilgisi olmayan memleketlerde, iktidarın çıkarına suç işlerseniz korunursunuz; çatışırsanız korunmazsınız. Bu kadar basit.

Adliye önünde bekleyen gariban aileler, ‘insan hakları örgütlerini’ göreve çağırmış. Hani polisin, ‘doğal şüpheli/terörist’ muamelesi yaptığı örgütler var ya… İşte onları. Serbest bırakılan polisler, amirler ise Adliye önünde açıklama yaptılar. Dediler ki: “Beklediğimiz asgari insani muameleydi,” “Sekiz gün bir eşya muamelesi gördük,” “Psikolojik baskı gördük,” “Tutuklanan arkadaşlarla vedalaşmayı bile bize çok gördüler,” “Bu hakim tarafsızlığını yitirmiştir,” “Hürriyeti tahdit suçu işlenmiştir.”

Güler misin ağlar mısın?

Şimdi bu soruşturmayı bir kenara bırakalım. Farz edelim ve umalım ki hiç biri hukuk dışı iş yapmadı, beraat edecekler. Peki. Ama o kara gözlüklülere şu soruları sormaya hakkımız olsun:

Memleketin gençlerine, aydınlarına, solcusuna; sokakta, evlerinde, gözaltında, iktidarın desteğiyle meslektaşlarınız tarafından eziyet edilirken ne düşünüyordunuz? Reis’in savcılığını yaptığı davalarda, sahte delil yaratan arkadaşlarınızdan habersiz miydiniz? O delillerle yaşamları karartılanları duymuşsunuzdur. Ah, yoksa duymadınız mı? Tabii siz de haklısınız, işler yoğun.

Ah canlarım…

Genç bir insan sokak arasında arkadaşlarınız tarafından dövülerek öldürülürken, diğeri Kızılay’da vurulurken, bir diğeri ibadethanesinin bahçesinde öldürülmüşken, kamera görüntüleri yok edilirken, katil arkadaşlarınız ‘korunurken,’ soruşturma adı altında her türlü soytarılık yaşanırken, aklınız neredeydi? Şu meşhur yılanı, size dokunana dek hiç mi fark etmediniz? Demek gözaltında ‘psikolojik baskı’ gördünüz! Şimdi, sizin psikolojiniz için seferber olmalıyız, öyle mi… ah canlarım!

Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir'deki Gezi eylemlerinde polis ve esnaf tarafından dövülerek öldürülmüştü.
Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir’deki Gezi eylemlerinde polis ve esnaf tarafından dövülerek öldürülmüştü.

Neden peki? Adalet herkese lazım olduğu için mi? Artık farkında mısınız bu yalın ve can yakıcı gerçeğin? Ne gezer. Yaşananlardan en küçük bir ders çıkardığınızı sanmıyorum. Olsa olsa kin sahibi oldunuz ve ilk fırsatta, sizi kelepçeleyenlere kelepçe takmanın hayalini kuruyorsunuz. Hadi dürüst olun; size yapılanın kat be kat fazlası bu satırların yazarına yapılsa, zerrece dert eder misiniz yoksa mutlu mu olursunuz?

Türkiye’de davalar, teşvik edilen ve belli ki edilecek olan ‘cezasızlık hali,’ kolluğun ve yargının giderek intikam aracına dönüşmesi üzerine yazılmadık bir şey kalmadı. Yargı başta olmak üzere tüm sorunların, siyasal, toplumsal, sınıfsal, ekonomik gerekçeleri olduğunu, üniversite birinci sınıf öğrencisi de biliyor. Dolayısıyla bunları başka yazılarda, kimsenin okumayacağı anayasa yazılarında konu edelim. Ve laf kalabalığını bir kenara bırakıp şöyle bitirelim:

Bu durumun müsebbibi sizsiniz

Muhterem fanatik AKP’li, muhterem Cemaat mensubu, muhterem polis, muhterem yancı sermaye, muhterem basın… Demokratik ilkeler, demokratik rejimlerde anlamlıdır. Türkiye demokratik bir hukuk devleti değil. Bu nedenle çoğu demokratik ilke kâğıt üzerinde kalıyor. Bu durumun müsebbibi sizsiniz. Sizler de bizler de, sizin açıp derinleştirdiğiniz bu dışkı(!) çukurunda debeleniyoruz.

Kuşkusuz bizler, bir ömür bu ilkeleri ve tabii sizin ‘adil yargılanma’ hakkınızı savunacağız. Sizin nasıl insanlar olduğunuzu bile bile. Ancak bizler de insanız. Bir kere geldik şu dünyaya. İzninizle bu kez, sizin görkemli sakilliğinizi izlemenin tadını çıkaralım.

Afra tafranızdan gına geldi

Yine de, o kara gözlüklü bıçkın polislerden şöyle bir ricamız olabilir belki: Gözaltında maruz kaldığınız büyük zulmün yanında lafı olmaz ancak arkadaşlarınıza söyleseniz de bu yıl ara sokaklarda gencecik insanları öldürmeseler. Gözlerini çıkarmasalar. Gözaltında dayak atmasalar. Üçü beşi bir araya gelip yere düşmüş olanı tekmelemeseler. Küfretmeseler. Taciz etmeseler.

Çok şey mi istiyoruz. Peki, en azından bu yıl bizim Cebeci Kampüsü’nü biraz daha az gazlasalar. Tomanızdan, gazınızdan, akrebinizden ve yirmili yaşlardaki kara gözlüklü küstah meslektaşlarınızın afra tafrasından gına geldi zira…