Almanya-Arjantin tefrikası (3): 20 yıl sonra Maradona'ya dört gol!

deniz arslanDENİZ ARSLAN

adeniza@gmail.com

Tefrikanın üçüncü ve son bölümünde, 2006 yılında Berlin’de oynanan ve benim de çıplak gözle seyretme şerefine nail olduğum o unutulmaz çeyrek final ve 2010 yılında Almanların 20 yıl sonra Maradona’yı bir kez daha üzdüğü 4-0’lık maç var.

Kaçıranlar için: Tefrikanın birinci bölümünde  1986’da Arjantin’in kazandığı finali, ikinci bölümünde ise 1990’da Almanya’nın aldığı rövanşı hatırlamıştık.

Milliyetçiliğin pozitifi olur mu?

carlos_tevez_2006_06_30

2006 yılı benim kişisel tarihim açısından ne kadar önemliyse, o yıl düzenlenen Dünya Kupası da birleşme sonrasının Almanya’sı açısından bir o kadar önemliydi.

Zira Almanya’da düzenlenen turnuvada her şey tıkır tıkır işlemiş, biraz da Klinsmann-Löw ikilsinin genç, dinamik ve sempatik Almanya milli takımı sayesinde ülke sokaklarına gerçek bir festival havası hakim olmuş, Türkleri, Arapları, Rusları, Polonyalıları ve yetmişiki milletten göçmeniyle bütün Almanya tuhaf bir sarhoşluk havasına bürünmüştü.

Gerçi bunun ciddi bir yan etkisini de ilk elden görme fırsatı buldum. 2006 Dünya Kupası, bu festival havasının yanısıra, âlenen Alman bayrağı asmanın ve sallamanın 1945’ten sonra ilk kez muteber hale geldiği, ‘pozitif milliyetçilik’ denen saçma sapan bir kavramanın literatüre girdiği ve Almanların kendileri ve milliyetçilikleriyle barıştıkları turnuva olarak da tarihe geçti. Ki bilirsiniz, ‘Alman’ ve ‘milliyetçilik’ tabirlerini aynı cümlede kullanmak bile tüyler ürpertici olabiliyor.

Kezban Dünya Kupası’nda

quarter-final-germany-v-argentina-world-cup-2006-71340929-1364186635

2006 benim de Almanya’daki ikinci yılımdı. O zamanlar bu kalışın 10 sene süreceğini asla öngöremezdim ama hazır Almanya’ya gelmişken, hayatımda ilk kez canlı canlı bir Dünya Kupası maçı seyretme ihtimalini sonuna kadar zorlamalıydım.

FIFA’nın bilet kurasında maksimum yedi bilet talep edebiliyordunuz. Berlin ve civarındaki maçlardan yedi tane seçtim. Beş tanesi grup maçı, bir tanesi ikinci tur, bir tanesi de Berlin’de oynanacak çeyrek final maçıydı seçtiklerim. Kuralar çekildi, iki maça bilet çıktı…

Alttan alta Arjantin propagandası

ic_1848212

Diken’de yazmaya başlayalı beri, alttan alta Arjantin propagandası yapan, her yazıya en az bir Maradona ya da Messi güzellemesi sokuşturduğumu fark edenler anlamıştır: Böyle bir adama bundan daha iyi iki maç çıkabilir mi? Hamburg’daki Arjantin-Fildişi Sahili grup maçıyla, Berlin’deki çeyrek final. Berlin’deki o çeyrek finalde Almanya ile Arjantin’in karşılacağının ortaya çıkması ise ekstra bir bayram havasına neden oldu.

1986’da Meksikalı Negrete’nin nefes kesen golünü evimizin daracık oturma odasında çaput topla yeniden canlandırarak içimdeki futbol sevgisini körükleyen en önemli figür olan abimle birlikte Berlin Olimpiyat Stadı’nın yollarına düştük sıcak bir 30 Haziran günü.

Elbette Arjantin’i tutacaktık. Gerçi o gün, o gürültücü ve aşırı coşkulu Almanlardan oluşan kalabalığın orta yerinde, Almanya’nın karşısında İngiltere olsa, onu bile tutabilirdik.

Riquelme oyundan çıkarılır mı hocam?

juan_roman_riquelme_2006_06_30

2006’daki maç turnuvanın belki de en kıyak, en heyecan verici iki takımını karşı karşıya getirmesi açısından kâğıt üzerinde ağız sulandırıyordu. Bir tarafta, bu sene Kolombiya’yla yine çeyrek final gören Pekerman’ın baştan yarattığı, şakır şakır pas yapıp, grup aşamasında sekiz gol atan Riquelme şefliğindeki Arjantin…

Diğer tarafta oyun şevki, ataklığı ve hep hücumu düşünmesiyle herkesi şaşırtan yeni model Almanya.

Maç aslında kâğıt üzerinde göründüğü kadar güzel bir maç değildi. Takım 1-0 öndeyken Pekerman hoca Riquelme’yi çıkarıp Cambiasso’yu oyuna soktuğunda başımıza gelecekleri anlar gibi olduk.

Sonrası Klose’nin Kloseliğini yapıp, bizim oturduğumuz taraftaki kaleye attığı Tanju golü ve Olimpiyat Stadı’nın başımıza yıkılması… Rengimizi baştan belli ettiğimiz için kimileri biraderle bana bakıp sevinç gösterisini abartan Almanlar… Penaltılara giden maçta kanlı bıçaklı Kahn’la Lehmann’ın barışması, Kahn’ın rakibine taktik vermesi ve tabii ki sonunda yine Almanların kazanması.

Şen gittiğimiz Olimpiyat Stadı’nda yaslı döndük ne yazık ki, ama şimdi dönüp bakınca hatırası tatlı bir gece olduğunu görüyorum.

2010’daki hezimet

2010-07-03-maradona-395-600-395

2010 Güney Afrika’daki Almanya-Arjantin kapışmasının aslında diğerleri kadar hikâyesi yok.

İki takım Cape Town’da yine bir çeyrek final maçında buluşuyor. Ben maçı beraber seyrettiğimiz, “Messi de topçu mu lan?” gibi yakası açılmadık demeçler veren, Alman muhibi arkadaşıma inat yine Arjantinliyim ama bu seferkinin bile bile lades olduğunu biliyorum. Sırf kenardaki adamın hatrına istiyorum Arjantin’in kazanmasını…

Ama Almanya, Löw döneminin en iyi maçlarından birini çıkararak, ardı arkası kesilmeyen kontrataklarla hem Arjantin’i, hem de Maradona’nın hocalık kariyerini yerle yeksan ediyor.

Şimdi sırada 2014 finali var. Ben yine dört yıl önce olduğu gibi, korka korka oturacağım televizyon başına, Messi’den Maradona performansı bekleyerek.

Ama Arjantin yenilecekse de, bu Almanya’ya yenilsin, başında Beckenbauer’ın olduğu ‘gıcık’ Almanya’ya değil.