
ELÇİN POYRAZLAR
elcpoy@gmail.com
@elcinpoyrazlar
Farkında mısınız? Modern hayat tek bir amaç çevresinde dönüyor; mutlu olmak.
Hepimizin yegane hedefi mutlu olmak. Hem de çok mutlu. Buna da sosyal başarı, ün, para ve ağırlıklı olarak maddiyat yoluyla ulaşmaya çalışıyoruz.
Öylesine yoğun, aralıksız, nefes aldırmayan bir mutluluk hedefi pompalanıyor ki hayatımıza, mutsuzluğumuzun gerçek kaynağının bu olduğunun bile farkında değiliz.

Sosyal medya da işimizi kolaylaştırmıyor. Her daim başarılı, güzel, yakışıklı, zengin, yetenekli, ayrıcalıklı insanların fotoğrafları dolaşıyor ekranımızda. Parlak şeyleri seviyoruz ve bu ışıltının bize de mutluluk bulaştıracağını ümit ediyoruz.
Piyasa biz tüketicileri gerçekten mutlu etmek mi istiyor yoksa asla ulaşamayacağımız bir hedef peşinde süründürmek mi?
Kişisel gelişim kitapları dünyanın her yerinde çok satanlar arasında. “Hayatınızı değiştirin, kendinizi tanıyın, güzel olun, neşe ve iyilik bulun. İç yolculuğunuza çıkın, sorun sizde, çözün onu. Biz sizin için buradayız. Şunu satın alın, bunu yiyin, onu giyin ve mutlak mutluluğa ulaşın.”
Bu sektörün yıldızlarından biri de ev tertipleme gurusu olarak bilinen Marie Kondo.

Evdeki fazla eşyalarınızı atarak hayatınızı hafifleteceğinizi ve neşe bulacağınızı savunan Kondo, dünyada 10 milyondan fazla satan kitaplarının ardından Netflix üzerinden de izleyicilerle buluştu. (Kondo’dan önce evin içindeki eşyaların özel bir şekilde yerleştirildiği küresel bir fengshui modası vardı.)
Japon Kondo o kadar büyük bir başarı yakaladı ki Time dergisinin en etkili 100 kişisi listesinde dahi yer aldı.
Kondo’nun savı şu “Evinizde size neşe ya da haz vermeyen giysi, kitap, eşya ne varsa hepsini atın.”. Geriye kalanları onun öğrettiği şekilde katlayın, düzenleyin ve mutlu olun.
Kondo’nun Netflix’teki dizisinin ardından İngiltere’de hayırsever kurumlara yapılan eşya ve giysi bağışı üç kat artmış.

Ancak herkes Kondo yöntemine ikna olmuş değil. Kimilerine göre asıl yapılması gereken bu kadar çok tüketmemek. Kondo sadece ‘atın’ mesajıyla, boşalan dolaplara yeni şeyler doldurma hevesini üstü kapalı teşvik etmekle eleştiriliyor.
Ayrıca neşe ya da haz meselesi de oldukça muğlak. Alışveriş yapmanın verdiği hazla (ya da bağımlılıktan gelen tatmin) ile o malı atarken yaşadığımız haz birbirini götürmüyor mu? Elde var sıfır.
Öte yandan kimileri de evinde üst üste binmiş kitaplardan, eşyalardan, dolabındaki elli yıllık giysilerden haz aldığını savunuyor. Dağınık olmak ve geçmişten gelen eşyaların hemen hepsi size haz veriyorsa ne yapacaksınız?
Bunun gibi ‘kişisel haz, neşe’ satma taktikleri insanı giderek daha bireyci, kendine dönük, özel iyiliğine ve varlığına odaklanmış kişilere dönüştürüyor. Ve mutluluk kavramını da sayısal bir veriye.
İşin en ilginç tarafı da size hiç tanımadığınız birisi, kontrol edemeyeceğiniz, sadece size ait bir duygunun vaadini satıyor.
Neşe, haz, huzur, mutluluk tüccarlarının bankalarındaki hesapları kabardıkça bir dahaki sefere hangi duygunuzu sömüreceklerinin planını yapıyorlar.
Mutluluk somut bir ürün olmadığı için satılamaz. Onu birisine para karşılığı vaat etmek de sahtekarlıktır. Yaşamda mutlak ve daimi mutluluk olsaydı emin olun insanlık onu biz doğmadan çok önce bulmuş olurdu.
Siz en iyisi çok muhtaç durumda olan birilerine maddi ya da manevi anlamda yardım edin. Yardım etmenin hazzı dağınık evinizin size getirdiği acılardan kat kat üstün olacaktır.