
MÜJDE YAZICI ERGİN
mujdeyazici@diken.com.tr
sanat@diken.com.tr
Dünya starlarını izleyen paparazzilerin bir fotoğrafla günde 10 bin dolar gibi bir rakam kazanma şansları varken Türkiye’de bu mesleği bir kuruma maaşla bağlı genç muhabirler yapıyor.
Türkiye’de yapılan magazin haberciliğine esasen dünyada bilindiği manadaki paparazzilik denilemez. Çünkü bağımsız değiller ve kendi yayın grubunun dizi ünlüsünü görüntülemenin veya görüntülememenin kararının yapımcı şirketlere bırakıldığı bir sistem söz konusu.
Özel televizyonlarla birlikte 90’lardan günümüze gelen ‘geleneksel’, seksist, homofobik, eril magazin dilini, kimliğini gizleyen sosyal medya hesabı Şokopop bozdu.
Şokopop, bu yılın şubat ayında açılan ‘yeni magazin’ iddasında bir sosyal medya hesabı. Örneğin, Demet Akalın ile Hande Yener kavgasını belgesel yaklaşımıyla hazırladığı video, Seda Sayan’ı anlattığı ‘Bir Bacının Anatomisi’ gibi işleriyle YouTube’ta kısa sürede tanınan Şokopop, Instagram’da yine arşivleri tarayarak yayınladığı fotoğraflarla gün geçtikçe takipçi sayısını arttırıyor.

Ailesinin eve sadece Cumhuriyet gazetesi aldığı ve magazin izlemesini yasakladığı çocukluk döneminde gizlice Şamdan, Paşa gibi dergileri okuyan adı bende saklı Şokopop, sinema televizyon eğitimi aldıktan sonra magazin sevdasını profesyonel bir uğraşa dönüştürmüş.
Şokopop’la sosyal medya ile değişen magazin haberciliği, magazinin toplumsal boyutları ve bütün bu işlere neden kafa yorduğu üzerine konuştuk.
Gazete, dergi vs. arşivlerini tarayarak yeni nesil magazin içeriği üretiyorsun. Bu içeriği yüzlerce şekilde de sunabilirdin. Kendine has bir anlatım biçimin var ve maske takıyorsun. Neden kendini gizleme ihtiyacı hissettin? Rahatsız edilmemek isteği mi?
Öncelikle maske olmasının birden fazla sebebi var. En öncelikli olanı açıkçası özgüvensizlikti. Ayrıca böyle bir magazin içeriğinin bir seyircisi var mı, bunu da bilmiyordum.
YouTube’ta orijinal magazin içeriği üreten bir kanal yoktu. Yabancı kanallar vardı. Örneğin yabancı versiyonlarda görsellerin üzerine dış ses geliyordu.
Türkiye’de arşiv konusunda yetersizlik var. Geçmişten sadece sesle bahsedince dış ses de az görselle yeterli kalmayacaktı. Kamera önünde bir karakter olmalıydı. Magazinin hor görülüşünü içselleştirmiş birisi olarak çekincelerim de vardı.
Diğer sebep ise o kadar çok surat ve değişen karakterler görüyoruz ve yakından inceliyoruz ki onların önüne geçecek karakterin iki boyutlu olmasını arzu etmiştim. Özgüven eksikliğiyle başlayan süreç işin içeriğine dair imzalardan da biri oldu.
Sosyal medya ile magazin haberciliğinin de anlatım biçimi değişti. Bunun en yeni, iyi örneği Şokopop denilebilir. Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla magazin ne şekilde boyut değiştirdi sence, arşivleri karıştıran biri olarak gözlemlerin nedir?
Öncelikle teşekkür ederim. Sosyal medya ile magazin bence demokratikleşti. Sosyal medyayı ünlüler kendileri kullanıyor. Daha önce sadece ana akım medyanın sunduğu dil ve formüllerde magazin haberleri veriliyordu. Figürlerin serüvenlerini de yine ana medyanın yansıttığı şekliyle görüyorduk. Bugünle geçmiş arasında bağlantı kurarak oluşturduğum dille ‘yeni magazin’i yarattığımı düşünüyorum. Çünkü ben konuya dedikodu ve söylenti karıştırmadan yapıyorum.
Televole döneminden günümüz Instagram sayfalarına magazin figürlerinin davranış biçimlerinde farklılık gözlemleniyor mu?
Türkiye’nin korkunç şaşırtıcı bir tarafı var. Herkes geçmişi istediği gibi eğip bükebiliyordu. Duayen dediğimiz kişiler de buna göz yumuyordu. Sosyal medyayla beraber benim gibi bu işi yapan insanlar kendi yorumlarını katabilme özgürlüğü edindiler. Ben magazinin klişeleşmiş dili dışında bir iş yapılabileceğini gösterdim. Ondan seviliyor. Televizyondaki dilin aksine cinsiyetçi, eril, homofobik, transfobik, ırkçı bir dil kullanmadan da magazin yapılıyor sosyal medyada. Bunu tersine çeverebilmek mümkün oldu.
O güne kadar Televole’nin çizdiği çerçevede ünlülerin hayatını görüyorduk. Artık ünlülerin kendilerinin beslediği bir magazin var. Magazinciler de sosyal medyadan besleniyor. Daha önce sadece TV’deki ev gezmesi programlarında gördüğümüz ünlülerin yaşantıları şu anda en mahrem alanlarına kadar kendileri tarafından deşifre ediliyor. Sosyal medya ünlüleri de içerik üreticisi yaptı.
Bir diğer konu, Televole’nin olduğu devirde bu kişilerin yaramazlıklarını görüyorduk. Bu yaramazlıkların altı çiziliyordu. Çok uzağa gitmeden, 2010 yılına kadar ünlülerin gece hayatı, barlar önünde alkollü halleri, o hafta gece klüplerinde kimle nerede görüldükleri konu edilirdi. Eskiden bunları izlerdik. Bugün makbul olan o yaşam şekli olmadığı için ünlülerin de kendilerine uyguladıkları bi otosansür var. Kendilerini artık mazbut ve beyefendi, hanımefendi olarak gösteriyor çoğu.
Magazin senin için bir kara sevda gibi. Kütüphanelerde arşivlerde vaktini geçiriyormuşsun. Bu magazin obsesyonun nereden geliyor?
Yetiştiğim ortamda magazin hor gürülen, boş insanların uğraşı birşeydi. Kara sevdam sadece magazin değil popüler kültüre dair. Biz kendi popüler kültür tarihi hakkında bilgi sahibi değiliz. Bilmediğimiz için de bunun üzerinde üretim yapamıyoruz. Bütün ilgim ailemin bana magazini yasaklaması sonucu gelişmiş olabilir. Magazini sadece ablamla izleyebiliyordum.

Eve sadece Cumhuriyet Gazetesi alınıyordu. Ben gizlice Şamdan, Paşa dergileri alıyordum. Gizli gizli okuyordum. Gizlice daha zevkli oldu. Çünkü bu durumda belleğe daha çok yerleşiyor. Aynı biçimde Türkiye’deki popüler müzik tarihine de ilgim vardı. Ortaokuldan beri kişisel arşiv oluşturmaya çalışıyorum. Son iki senedir kütüphanelerin besleyiciliğini farkettim. YouTube’tan da düzenli olarak arşivelere bakıyorum.
Eğitimin nedir?
Sinema televizyon mezunuyum.
İyi bir eğitimin varken nasıl cesaret ettin bu işe? Magazin küçümsenen de birşey çünkü?
Toplumun magazini harcanacak ilk şeylerden biri sayma eğilimini küçük yaşta farkedip çokça içselleştirdiğim için aslında kolay olmadı. İnsanların üstünde bir baskı olduğunu düşünüyorum neyle ilgilenmeliyiz, neyle ilgilenmemeliyiz gibi. Bunun egemen eril kültürden kaynaklı olduğunu düşünüyorum.
Şokopop hem nostalji hem de ülkedeki sansür unsurlarına delik açan bir kanal. Sence ne kadarı politik yaptığın işin? Neden insanları kısa zamanda kendine çekti?
Magazin güncel ve egemen siyaset neyse birebir aynısı olan bir olgu. Popüler kültür hayat tarzı pompalamak için keşfedilmiş en mükemmel mecra diye düşünüyorum. 70’lerin magazinine baktığımızda bizi şoke edecek ahlaki anlayışlar görüyoruz. Magazin dönemi yansıtması açısından da ciddiye alınması gerek.
Osmanbey’de eskiden Ali Alta Moda gibi yabancı markaları toplayan ve ünlülerin alış veriş yaptığı mağazalar vardı. Bu yaşam biçimi “Ajda Pekkan İtalya’dan yedi bavulla döndü”ye evriliyor zamanla. Bugün Şeyma Subaşı her ay, birkaç haftasonunu yurtdışında geçiriyor. Dönemin şartlarına göre de insanlara pompalanan vaatler; magazin üstünden yaratılan bir gerçeklik söz konusu.
Türkiye için 1990’lardan önce de sonra da pek parlak yıllar değil. Bugün ne kadar baskı altında ise Türkiye, 80’lerde de karanlık. Fakat bugün bireysel özgürlükler, topumsal ahlak konusunda sınırlarımız daha keskin. Arada gördüğümüz fark bu. Alkolü, sigarayı yayınlayamamak, çıplaklığa verilen önem çok farklı.
Aynı şekilde bugüne kıyasla o yıllarda cinsiyetçilik ve transfobi söz konusu. Bugün insanlarda varsaydığımız rahatlama genel ahlak kodlarının değişmesiyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Her dönemin kendine has günahları var.
Türkiye’de LGBTİ olarak yaşamak ayrımcılığa maruz kalmak demek; bu kulvarda yani sosyal medyada şartlar nasıl? Kendi üretimlerinde bu konuda özgür bir dil kullanabildiğini düşünüyor musun?
Özgür dil kullandığımı düşünüyorum. Sosyal medya bunu sağlayabilen bir oluşum. Bunun dışında başka lubunya içerik üreticilerini de sosyal medya platformlarında takip ediyorum ve bu durumun LGBTİ’yi de güçlendirdiğini düşünüyorum.

Cinsel yönelimlerini gizleyen magazin figürlerinin Türkiye’de cinsel yönelimleri nedeniyle baskı gören hatta öldürülen gençleri yalnız bıraktığını düşünüyor musun?
Cinsel yönelimini açıklamak istemeyen kimse bunu açıklamak zorunda hissetmemeli. Bir sorumluğu olduğunu düşünmüyorum. Evet açık yaşayan popüler kültür üyelerine ihtiyacımız var. Bu kolay sağlanabilecek bir durum değil. O isimlerin geldikleri kuşağa bakarsak zaten kendi kimlikleriyle var olabilmeleri bugüne kıyasla daha zor. Güçlendirici bir faktör göremeyerek hayatını sürdürmüş insanlar. Arzuladıkları hayatı gizli kapaklı yaşamak zorunda bırakılıyorlar. Kimliğini gizlemek isteyen herkese saygım sonsuz. Fakat keşke böyle yaşamak zorunda kalmasalar. Dolaptan çıkmak istemeyen birini dolaptan çıkarmanın manası olduğunu düşünmüyorum. Kimseye faydası olan birşey değil.
İnsanların önünde bir Zeri Müren örneği de var.
Zeki Müren’inki ‘show business’.
Türkiye’de böyle bir bilinç mi var sence?
Var ama şöyle. Sahnede gördüklerini alkışlarlar sokakta görseler yüzüne türürürler klişesinden bahsediyorum. Zeki Müren kimliğini yarı açık yaşamış bir insan. Kendi çevresinde özgürce yaşamış birisi. Basınla ve halkla yaptığı gizli bir akit var. Herkes buna uyuyor. Beraber olduğu kadınlara dair haberler çıkıyor. Aynı haberlerde Zeki Müren’in kendi feminen tarafını kutsadığı bir görürünürlükle yer alıyor.
Bülent Ersoy peki? Bir trans olarak transfobik bir figür değil mi?
Onun şöyle bir durumu var. 2016 Trans Onur Yürüşü günü polis müdahalesi yapılmıştı. Aynı günün akşamında Bülent hanım iktidarın iftarına katılmıştı. Yine de bu konudan vurulmaması gereken bir figür diye düşünüyorum. Çünkü kendini var edebilmek adına büyük bedel ödemiş biri. Bu deneyimin en karanlık tarafını sonuna kadar yaşamış biri. Tüm ülkenin önünde geçiş sürecini yaşayabilecek bir cesarete sahip. Olağanüstü derecede ilgi çekmiş olmasının hem olumsuz hem olumlu yanları olmuş. Hayatına büyük zararlar verilmiş.
‘Bülent bey’ deniliyor onu vurmak isteyenler tarafından. Bu espri malzemesi haline geliyor. Kendi kendini var ediyor olmasıyla başlı başına güçlendirici bir figürdür bence. Kalkıp LGBTİ camiasına destek olmasını istemez miyim? Tabii ki isterim. Fakat kimse aktivist olmak zorunda değil. Bu tercihtir. Bu insan kendi hayatında bu özgürlük sınırını halletmiş mi? Belediyeye iş makinesi kiralayacak bir insan. Bu güçlendirici bir figür olduğunu da gösterir.
Hakkında senin de video hazırladığın Hande Yener-Demet Akalın, Seda Sayan, Seren Serengil gibi isimler de dahil olmak üzere sence Türkiye’deki büyük magazin figürleri domine ettikleri yerleri hak edecek kadar özel yetenek veya başarılara sahipler mi?
Bu insanların; kişisel beğenimlerim ve değer yargılarım doğrultusunda sahip oldukları yetenekler muhteşemdir diyemem. Britney Spears kadar dans edip onun kadar pop hitleri yakalabilecek popstarımız yoktu.

Bu insanlar Gülşen, Demet Akalın, Hande Yener 20 küsur yıldır hayatlarını yaptıkları işlere vakfetmiş haldeler. Hayatlarını tamamen ünlü olmaya adamışlar. Bize yaptıkları şova adamış insanlar. Saygı duyulması gereken insanlar. Bunca yıl bile gündem olmak da bir başarı diye düşünüyorum.
Hakkında Instagram’dan yayın yaptığın veya Youtube videosu olan ünlülerden bir geri dönüş aldın mı? Böyle bir etkileşim olursa tavrın nasıl olur? Tanışıklıkların objektif olmanı etkileyeceğini düşünür müsün?
Direkt arayan olmadı fakat Petek Dinçöz’ün bugünki eşi yayınladığım bir videoyu kaldırmamı rica etti. Benimle asistanları aracılığıyla iletişime geçti. Ben de emin olmak istedim. Görüşerek emin oldum. Videoyu kaldırmak istemesinin sebebi Dinçöz’ün Can Tanrıyar tarafından sistematik olarak şiddet gördüğünü anlatmamla ilgili. Zaten bir sabah programında kendisi ağlayarak anlatmıştı. Hatta programın yöneticileri bilerek veya bilmeyerek şiddeti olumlayıcı şekilde davranmıştı. Mağdur olduğu için çağırılan Petek Dinçöz, daha çok mağdur edilmişti.
Bu arada Petek Dinçöz aratıldığında Youtube’ta ilk benim videom çıkıyordu. Son klibinden daha fazla izleniyordu. Bu durumdan rahatsız olmuşlar. Çocukları ve mutlu bir evliliği var şimdi. Mağdur edildiği için kaldırdım videoyu. 300 bini bulmuştu izlenmesi. Serkan beyden videoyu kaldırmam karşılığında Mor Çatı’ya bağış yapmasını rica ettim. O da bir bağış yaptı. Böylece şiddete uğramış bir kadının hikayesi yeni şiddete uğrayacak kişilere belki de merhem oldu.
Ailen ne diyor bu işe? Ya da haberleri var mı?
Şu anda çok memnunlar. Yaptığım işi çok beğendiler. İlk birkaç ay saklamıştım. Şimdi fanım oldular. Onların da kafası açıldı biraz. Kendi kapalı görüşlükleriyle erillikleriyle yüzleşmek durumunda kaldılar. Geçmişteki magazinfobik durumun yanlış olduğunu kanıtlamış oldum.
Türk magazin arşivlerinden ilginç detayları yakalıyorsun. Kendine has mizahi bir yaklaşımın da var. Yazı yazma yeteneğin var mı? Mizahi bir magazin kitabı yazmayı düşünüyor musun? Şokopop kitaplaşır mı?
Bu ve buna benzer hikayelerden oluşan bir kitap hazırlamayı çok isterim. Yazmayı ben de seviyorum. Disleksiyim. Bu nedenle sıkıntım olabiliyor. Çok sevdiğim bir konu olduğu için bir noktada içimdekini yansıtabiliyorum. Günlük hayatımda kendimi çok komik bulmuyorum fakat sarkastik bir bakış açım var. Yanında rahat hisstetiğim arkadaşlara hazırlıyor gibi hazırlıyorum metinleri, o nedenle mizah duygusu geçiyor.
90’lardan günümüze birçok magazinciyle ile şöhretler arasında danışıklı dövüş olduğu biliniyor. Bilerek yakalanma, magazincileri olduğu yere çağırma, yalan sevgili, yalan haberler, yalan açıklamalar vs… Bunları ayırırken zorlanmıyor musun? Magazinin bu ‘yalan dünya’ durumu senin için bunlarla ilgilenirken bir tür deşarj olma hali mi?
Genel olarak gerçekle kurgunun çizgisinin muhallak olduğu her türlü şeyden zevk alıyorum. O nedenle magazinin bu yönünden de hoşlanıyorum. Ünlülerin mitomanik konuşmalarından zevk alıyorum. Eğlenceli bir danışıklı dövüş. Magazinin bunu göze sokarak yapmasını da eğlenceli buluyorum.
Bu kadar magazinle ilgili biri olarak daha önce de üzerinde durduğun sana göre Türkiye tarihinin en skandal magazin olayı var. Yeniden bahseder misin?
En büyük skandalın hala bu olduğunu düşünüyorum. 1981 yılında efemine ve transseksüel şarkıcıların sahneye çıkması yasaklanıyor.
1970’li yılların ortasından itibaren hem Türk sinemasında hem de sahnelerde erotik güldürüler klişe tabirle seks furyası denilen dönemde birçok trans şarkıcı ve trans oyuncu magazinin gündemindeler. Emel Aydan, Alin Berkay. Serbülent Sultan, Tijyen Erman var. Bülent Ersoy kadar flaş bir şöhret olmasalar da bugünün irili ufaklı magazin figürleri kadar kendilerine yer buluyorlar. O dönem Fahrettin Arslan ve Bülent Ersoy sevgililer ve aralarında anlaşmazlık nedeniyle bu yasak getiriliyor.
Türkiye’de birçok olayda böyle olduğuna inanıyorum. Bülent Ersoy özelinde yaşanan olay kitleşelleşiyor ve tüm trans şarkıcıları etkileniyor.
Yasak ne zaman kalkıyor?
88’de Turgut Özal ve Semra Özal kaldırıyor yasağı. Bir gecede Bülent Ersoy yasası çıkartılıyor ve pembe kimliği teslim ediliyor.

Bu dönem sanat hayatı biten insanlar var. 70’lerin sonunda öyle bir noktaya gelmişiz ki Bülent Ersoy’un çocukluk arkadaşı Talha Özmen var. O dönem Özmen’in prodüktörü olan Diyarbakırlı bir adamla aşk ilişkisi olduğu Haftasonu dergisine kapak olabiliyor. Talha’nın tangasıyla seksi bir pozunu bulabiliyoruz. Bu görünürlük 81 yılının ardından uzun süre boyunca tamamen şeytanileşerek bir temsile dönüşüyor. Gazino patronun “Seni ben bitireceğim” tavrıyla yola çıkması çok önemli. Egemen erkek sınıfının tehlikeli ve kudretli olduğunu gösteiyor.
Magazin basını senin ürettiğin içeriği imzanı kullanmadan yayınlıyormuş.
Kanal D’de 2. Sayfa programında içeriklerimden birini kullanırken ismimi de söylediler. Bunu bir defa yaptıktan sonra benim dolaşıma soktuğum görselleri kullandıktan sonra bir daha ismimi söyleme gereği duymadılar. Arşiv meselesi fakat ama ben ulaştım ve dağıtıma ben soktum bunları. Tarkan’ın eski fotoğrafını çıkardım arşivden. 20 kadar geleneksel magazin medyası kullandı bunu.
Söylemezsem Olmaz gibi sabah programları “Tarkan sahnede soyundu” gibi kullandı. Günün sonunda arşiv de olsa kredi verilmesini istiyorum. Sonuna kadar çalışacağım bunun için. Arşivden hepimizin toplumsal hafızasında yeniden parıldamasını istediğim kesitleri çıkartıyorum . Yarattığı etkiyi görünce iş amacına ulaşıyor. Elbette bir noktada kabul edecekler. Bu da vakit alacak.
Şokopop isim hikayesi var mı?
Akılda kalıcı ve ‘tatlış’ bir isim olmasını istiyordum. Şok edici pop kültürü gerçekleri gibi anlamları olabileceğini düşünmüştüm. Şokopops diye sevdiğim bir kahvaltı gevreği vardı. Kanalın adını böyle koymuştum. Maskeli kahramanın bir adı olmadığı için maskelinin adı da Şokopop oldu.
Demet Akalın ile Hande Yener polemikleri videosu hazırlayan ve her iki popüler figürü iyi izlemiş biri olarak yeniden barışmışlar, buna ne diyorsun?
Ben onların hikayesini barışık oldukları yılları gözlemleyerek kurmuştum. Aslında her ne kadar farklı insanlar olsalar da birbirlerine çok benzediklerini iyi anlaşacak iki insan olduklarını düşünüyorum. Çok mutluyum o nedenle. Hakkında viedo yaptığım kimseden geri dönüş olmadı. Sosyal medyada “Şokopop sonrası barıştılar” diyen de oluyor. Biraz onlara birbirlerini hatırlatabildiysem ve beraber güçlü oldukalarını gösterebildiysem çok mutlu olurum.
Bu tarz figürler için küsmek de barışmak da prim değil mi?
Kavga etmek de barışmak da öyle. Beraber daha güçlü olacaklar. Barbara Streisand ve Donna Summer da ‘Enough is Enough’ şarkısında daha güçlüler. Birbirlerini olumlu etkileyebilecekleri bir pozisyon var. Barış her zaman iyidir. Çok daha iyi olacaktır. Tabi ki PR anlamında da.
Sen kimden yanasın?
Aralarında sürtüşme ve çekişmesini anlattığım kişilerin bir tarafını tutmuyorum. Herkesin her açısını görmeyi ve görebilmeyi hedefliyorum. Ne Serenciyim. Ne Handeci, Ne Demetci. Bir yandan hepsi bebeklerim gibi.
140journos birlikteliği sonrası sosyal medya için veya tüm bu ‘yeni magazin’ projesi için planların veya hayallerin nedir?
140journos işlerini çok beğendiğim bir kanaldı. O zamana kadar gelen teklifleri değerlendirmemiştim. Arşiv kullanımına yaklaşımlarımız benzediği ve kafalarımız uyuştuğu için beraber bir yola girdik. Bir ekip oluşturuyoruz. Onun dışında hayallerimiz daha çok üretmek. Ürettikçe kanal da büyüyecektir.