
ECE KARAAĞAÇ
ece.karaagac89@gmail.com
@ecekaraagac_
‘Hamam,’ ‘Harem Suare,’ ‘Cahil Periler,’ ‘Karşı Pencere,’ ‘Bir Ömür Yetmez,’ ‘Serseri Mayınlar,’ ‘İstanbul Kırmızısı’… Ve son olarak ‘Napoli’nin Sırrı’.
Dünyaca ünlü yönetmen Ferzan Özpetek bizleri bir kez daha kendi evrenine misafir ediyor yeni filmiyle. Özpetek’le Napoli sokaklarından İstanbul’a uzanan keyifli bir sohbet ettik.

‘İstanbul Kırmızısı’nda sizinle sizin İstanbul’unuzun sokaklarında dolaşmıştık. Bu kez de ‘Napoli’nin Sırrı’nda Napoli sokaklarında turluyoruz. Filmi de bizzat Napoli şehrine ithaf etmişsiniz üstelik. Bu şehrin sizi kendine çeken yönleri neler?
Napoli’de filmlerimin gösterimleri ve San Carlo Tiyatrosu’nda ‘La Traviata’yı yönetmek için kaldığım sürelerde şehri çok yakından izleme fırsatım oldu. Karşımda din ve bilim, putperestlik ve Hristiyanlık, batıl inanç ve rasyonalitenin birbiriyle çatışmadan; hatta kaynaşarak yaşadığı bir şehir vardı. Bir kere Vezüv Yanardağı’nın eteğine kurulmuş bir şehir. Yeraltıyla çok bağlantılı. Sakladığı bir şey var gibi hep. İstanbul, Roma ve Lecce’den sonra evimde gibi hissettiğim dördüncü şehir Napoli’de bir film çekeceğimi hep biliyordum.
Filminizin başrol oyuncusu Giovanna Mezzogiorno ile 16 yıl önce ‘Karşı Pencere’de beraber çalışmıştınız. 16 yılın ardından bir araya gelmek neler hissettirdi size?
12 yıl önce İstanbul’a geldiğimde aklıma gelen bir hikaye; o zaman bir kenara yazdım ve yıllar sonra filmin konusunu hazırlarken Giovanna Mezzogiorno’yu aradım. “Adriana gibi bir kişilik senin ilgini çeker mi?” diye sordum. Derinliği olan ve zor bir roldü. Karşımda gencecik bıraktığım bir genç kızın 16 yıl sonraki hali vardı. Güzel ve alımlı bir kadın. Ve Adriana karakterini ete kemiğe büründürdü.

Film güçlü sevişme sahneleriyle de kendinden epeyce söz ettirdi. Kimileri bu sahneleri pornografik bulurken kimileri erotizmin doruklarında olduğunu düşündü. Sizin bu sahneleri çekmekteki amacınız neydi?
Amacım hayatımızın bir parçası olan aşkın, tutkunun, sevginin, sevmenin, sevişmenin bir sahnesini çekmekti. Çok korkarak ve endişe ederek başladığım, bitirdiğimizde tüm set ekibi olarak başarılı bir çekimi sonlandırmanın muazzam hazzını yaşadığımız bir işti. Çok hoşuma gidiyor insanların bu sahne erotik mi yoksa pornografik mi tartışmaları. Kafalarının karışık olması beni düşündürüyor ve gülümsetiyor. Tabi ki kafaları karışacak diyorum. Çünkü hayatın kendisi böyle.
Filmde görmek ve görünmek/görülmek oldukça önemli bir yerde duruyor. Özellikle sosyal medya kanalları yüzünden görünürlük oldukça önemli bir hale geldi günümüzde. Siz bu kavramı nasıl yorumluyorsunuz?
Bilmiyorum. Benim de bu konuda kafam karışık herhalde. Çok mu fazla görünüyoruz ve görünmek istiyoruz acaba sosyal medyada diye düşünüyorum. Sanki orada yaşıyor gibiyiz. Kafalarımızı kaldırmamızın zamanı geldi gibi sanki. Ama bir yandan sosyal medyanın en sevdiğim tarafı görünmez olanı, saklanmaya çalışılanı ifşa etmesi.

Bana kalırsa, filmin bir diğer önemli unsuru da hayaletler. Hatıralara karışarak karakterlerin peşini bırakmayan hayaletlerin yanı sıra kafa karıştıran, gerçekliği sorgulatan hayaletler de var filmde. Benzer hayaletleri, kısa sahnelerle de olsa, önceki filmlerinizde de görmüştük zaman zaman. Sizin hayatınızda, peşinizi bırakmayan hayaletleriniz var mı?
Benim bu dünyada kaybetmiş olduğum ama sonsuza kadar kalbimde, aklımda yaşatacağım sevdiklerim var.
Hayatınızın önemli bir bölümünü İtalya’da geçirdiniz. Kariyeriniz boyunca tamamen İtalyan oyuncuların yer aldığı filmler dışında Türk oyuncuların da yer aldığı, Türkiye’de geçen filmler de çektiniz. Peki siz kendinizi hangi ülkenin sinemasına ait görüyorsunuz?
Burası nereye gidersem gideyim yanımda taşıdığım doğduğum ülkem. Filmim burada vizyona girdiğinde bambaşka duygular içinde oluyorum. Çok önemsiyorum. Aynı zamanda filmlerim dünyanın her noktasında insanlarla buluşuyor. Bu anlamda çok şanslıyım çünkü sınırlarım yok. Fakat şu bir gerçek ki benim artık değişmeyen bir yerim oldu İtalyan sineması için.