Murakami'nin 'Kumandanı Öldürmek' romanından: Karşımdaki sadece hiçlikti

Japon yazar Haruki Murakami, dünyaca en çok bilinen ve okunan yazarlardan biri. Türkiye’de de öyle.

‘Tuhaf’ bir yazar aynı zamanda, çünkü anlatılarının gizemini çözmek okurlar için çok kolay olmayabiliyor. Kah ‘Sahilde Kafka’da olduğu gibi gökten kedi yağdırıyor, kah ‘Zemberekkuşunun Güncesi’nde olduğu gibi medyumlardan girip yerin altında kalan adamlardan çıkıyor.

Fotoğraf: Reuters

Bir bakıyorsunuz İkinci Dünya Savaşı’ndaki bir gazinin anıları her şeyi şekillendiren bir anahtar haline geliyor. Kanlı canlı bir savaşı size yaşattıktan sonra arkada Schubert çalmaya başlıyor.

İmgeleri kullanmanın ustası, kitaplarını tek seferde bitirmek için can attığımız Murakami, bugüne kadar kullandığı bütün imgeleri yeni kitabı ‘Kumandanı Öldürmek’te birleştiriyor.

Adını kitap boyunca öğrenemeyeceğimiz bir portre ressamı, eşinden boşandıktan sonra ormanın içindeki bir eve yerleşir ve orada ‘Kumandanı Öldürmek’ tablosuyla karşılaşır. Ressamın tekdüze hayatı bu tabloyla birlikte giderek çalkantılı ve heyecanlı bir hale gelir.

Murakami yeni romanında okuru sanat ve klasik müzikle örülü ama bir o kadar da mistik bir ortama davet ediyor.

Türkçeye henüz çevrilen ve bu hafta sonu raflarda yerini alması beklenen kitaptan bir kuple ilk kez Diken’de:

Haruki Murakami, çev. Ali Volkan Erdemir, Doğan Kitap, 848 sayfa.

Öğle uykumdan kalktığımda bir de baktım ki Yüzü Olmayan Adam tam karşımda duruyordu. Uyuyakaldığım kanepenin karşısındaki sandalyeye oturmuş, olmayan yüzündeki bir çift hayali gözle dosdoğru bana bakıyordu.

Adam uzun boyluydu, daha önce gördüğüm zamankiyle aynı koyu renkli, uzun paltosunu giymişti.

“Portremi çizmeni istiyorum” dedi Yüzü Olmayan Adam, uyandığımdan emin olunca. Alçak sesle konuşmuştu, sesi duygudan ve sıcaklıktan yoksundu. “Portremi çizmeye söz vermiştin. Hatırlıyorsun, değil mi?”

“Hatırlıyorum. O gün hiçbir yerde kâğıt bulamayınca çizememiştim” dedim. Benim sesim de aynı şekilde duygudan ve sıcaklıktan yoksundu. “Bunu telafi etmek için de size penguen şeklindeki tılsımı vermiştim.”

“Evet, işte burada.”

Sağ elini öne doğru uzattı. Elleri çok uzundu. Avcunda penguen şeklindeki plastik tılsımı tutuyordu. Tılsım cep telefonuna bir bağcık ile bağlanıyordu. Onu cam kahve sehpasının üzerine bıraktı. Pıt diye hafif bir ses çıktı.

“Bunu sana geri vereyim. Lazım olabilir. Bu küçük penguen bir muska gibi önem verdiğin kişileri koruyor olmalı. Ama sen de karşılığında benim portremi çizeceksin.”

Şaşırıp kalmıştım. “Bu çok ani oldu, şimdiye kadar hiç yüzü olmayan bir adamın portresini çizmedim” dedim.

Boğazım kurumuştu.

“Senin mükemmel bir portre ressamı olduğunu duydum. Ve her şeyin bir ilki vardır” dedi Yüzü Olmayan Adam. Sonra da güldü. Daha doğrusu, ben bunun bir gülme olduğunu hayal ettim. O gülme sesi gibi şey, bir kuyunun en derininde işitilen rüzgârın kuru sesine benziyordu.

Yüzünün yarısını gizleyen şapkasını çıkardı. Yüzünün olması gereken yerde süt beyazı bir sis yavaş yavaş dönmekteydi ama bir yüzü yoktu.

Ayağa kalkıp çalışma odamdan eskiz defterimle yumuşak uçlu kalemimi getirdim. Sonra kanepeye geçip Yüzü Olmayan Adam’ın portresini çizmeye hazırlandım. Ama nereden başlayacağımı, başlangıç noktasını nereye koyacağımı bilmiyordum. Karşımdaki, her haliyle, sadece hiçlikti. Olmayan bir şeye nasıl şekil verebilirdim ki? Hem de o hiçliği saran süt beyazı sis, onun şeklini durmaksızın değiştirirken.

“Acele etsen iyi olur” dedi Yüzü Olmayan Adam. “Burada pek uzun süre kalamam.”

Göğsümün içinde kalbim kuru sesler çıkararak çarpıyordu. Pek vakit yoktu. Acele etmeliydim. Ama kurşun kalemi tutan elim havada asılı kalmış, bir türlü hareket etmiyordu. Sanki elim bileğimden parmak uçlarıma kadar felç olmuştu. Onun da dediği gibi, korumam gereken kişiler vardı. Ve benim elimden gelen tek şey, resim çizmekti. Buna rağmen bir türlü Yüzü Olmayan Adam’ın portresini çizemedim. Aklımı kaçıracaktım; oradaki sisin hareketine öylece bakakalmış duruyordum. “Üzgünüm, süre doldu” dedi Yüzü Olmayan Adam. Sonra, olmayan yüzündeki ağzından bir nehrin üzerinde salınan sis gibi bir nefes çıkardı.

“Bekleyin lütfen. Biraz daha süre verirseniz…”

Adam siyah şapkasını takınca yüzünün yarısı yeniden gizlenmiş oldu. “Başka bir gün tekrar geleyim. Belki o zamana dek sen de benim görüntümü resmedecek hale gelirsin. O güne dek penguen tılsımın bende kalacak.”

Sonra Yüzü Olmayan Adam kayboldu ortadan. Sisin, aniden esen güçlü bir rüzgâr tarafından dağıtılması gibi, bir anda havaya karıştı sanki. Geriye sadece boş sandalye ile üzerinde bir şeyin olmadığı cam kahve sehpası kaldı. Cam sehpanın üzerindeki penguen tılsımı da gitmişti.

Gördüğüm sadece bir rüyaydı diye düşünmeye çalıştım. Ne var ki bunun bir rüya olmadığını çok iyi biliyordum. Öyle olsaydı, yaşadığım dünyanın ta kendisi de bir rüyadan ibaret olmalıydı.

Bir gün hiçliğin resmini yapabilecek duruma gelirim belki. Tıpkı o ressamın Kumandanı Öldürmek adlı tabloyu yaptığı gibi. Ancak o güne dek gereken şey, zaman. Zamanı kendime dost edinmeliydim.

Murakami bahanesi olsun: Japon edebiyatında bilmediğimiz kimler var?

Murakami: Hayal kurmaya ihtiyacım yok çünkü yazabiliyorum