Türkler devlet yönetiminden tasfiye edilirken, yerlerine ABD kontrolündeki cemaat ve tarikatlar yerleştiriliyordu. Tasfiye edilenler ise “dinsiz, şuursuz” gibi lanse ediliyordu.
15 Temmuz’a giden süreç de böyle yaşanmıştı. O çok sevdikleri ABD kuklaları karşısında ilk asılan dev poster Mustafa Kemal Atatürk’e aitti.
15 Temmuz süreciyle birlikte Türkiye’de pek çok konu değişikliğe uğradı.
Çözüm sürecinde darmaduman edilen Türklüğe sanki sahip çıkılıyormuş gibi siyasi birliktelikler oluşturuldu, söylemler değiştirildi.
Lakin değişen hiçbir şey yoktu. Çözüm sürecinde verilenlerin hiçbirisi geri alınmadı. Geri alınmadığı gibi Danıştay’ın Andımız kararı sonrasında eski günlerine döndüler.
Dört bir yandan Cumhuriyet’e, Türklüğe ve Atatürk dönemine hakaretler, yakıştırmalar yapıldı.
Bunu öyle güçlü bir şekilde yapmaya başladılar ki “Danıştay’ın kararını tanımama” noktasına geldiler.
Oysa birkaç yıl önce askerlere, “Terörist, önünüzden geçse bile dokunmayacaksınız, nişan almayacaksınız” talimatı verdiklerinde, yasa ve kanunlar akıllarına gelmiyordu.
Tıpkı milyonlarca Suriyeliyi alarak demografik yapımızı değiştirirken hiçbir yasa ve kanunun akıllarına gelmediği gibi.
Ne zaman ki Türklüğe ait bir metin, bir düşünce, bir alışkanlık ortaya çıkıyor hemen devreye girip yasakçı zihniyetlerini ortaya döküyorlar.
Andımız meselesinin özü de budur.