19. yüzyıldan başlayıp 20. yüzyılda doruk noktasına ulaşan sağ veya sol totaliter rejim havzasında yaşayan insanlar marşlarla, hamaset retoriği ile kafa yapısında ve kılık kıyafette tek tipleştirmeye çalışılmıştır. Kökende Batılı olmayan fakat Batı toplumlarına özenen toplumlar da tepeden inmeci yöntemlerle benimsedikleri faşist uygulamayı kendi ülkelerinde icraya yönelince yaptıkları işlerin ilki kılık kıyafette tek tipleştirme oldu. Ardından ırkçılık söyleminin ön aldığı bir hamaset edebiyatı bombardımanına girişildi. Okullarda öngörülen ant okuma uygulaması da tek tip kafa yapısı oluşturma çabalarının bir pratiğidir.
2013’te demokrasi çabasının bir sonucu olarak yürürlükten kaldırılmış olan bu uygulama, Danıştay’ın geçtiğimiz günlerde verdiği bir kararla yeniden uygulamaya aktarılmak isteniyor. Verilen kararda hukuk dili yerine hamasi bir söylemin benimsenmiş olması bile bu kararın ideolojik nitelikte olduğunu ifşa ediyor: “1933 yılından beri devam eden” ant uygulamasının “…Türk devletini ve milletini ebediyete kadar yaşatacak genç nesillerin yetiştirilmesi hedefine uygun” olduğu vurgulaması, hukuki değil fakat hamasi kafa yapısının dışa vurumu olarak kendini gösteriyor…