Simon Critchley’in şaheser futbol kitabını tekrar tekrar (Futbol Düşünürken Aslında Ne Düşünürüz futbol üzerine yazılmış en zihin açıcı kitap olabilir). Eagleton, iyimserliğin nasıl bir düzen meşrulaştırıcısı olduğunu, umutlanacaksak bile onun da örgütlenmesi gerektiğini, ancak iyimser olmayan bir umuda kenarından tutunabileceğimizi felsefeciler arasında gezerek anlatıyor.
“Durduk yere iyimser olmak, sırf Arnavut olduğun için işlerin iyi gideceğini ummak gibi” diyor. Ya da, “şu an kötü ama ilerleme bizi iyi yere taşıyacak, elbet düzeleceğiz” yalanına da kanmamak gerek.
Oyunu kontrol edelim, sakin ve temkinli kalalım dedikçe dağıldı takımlar. Muhafazakârlık ve umut bir arada yürümüyor. Mevcudu koruyayım derken gelecek kararıyor. Bakın, İspanya 1000 pasla gol atamadı, Belçika iki kroşeyi zor çevirdi, Hırvatistan’ı ipten aldılar, Uruguay az daha dağılıyordu. Çünkü futbol artık o çizgi kenarında oyalama oyununa ya da pas trafiğiyle uyutmaya eskisi gibi kolay izin vermiyor. Bir enerji patlaması ya da bir zekâ oyunu dağıtıyor taktiğinizi. An ya da anlar lazım! Neysen o olduğunda yakalayabileceğin türden. Kaçamaksız, idare etmeden. Evine gidenler arasında en mutlu olanların Japonlar olması boşa değil! Neredeyse yapıyorlardı değil mi?
Anlar önemli. Akıcı bir an kurgusu… Umut önemli. İyimser olmayan bir umut. O umudun tarifi, ipuçları daha önemli. Oyunda da hayatta da…