EKREM EKİCİ
Bu turnuvanın belki de en güzel takımı Meksika. Evet, fazlaca taraflı bir ifade olabilir, malum yaşadığımız yer Mexico City olunca…
Fakat Meksika’nın bu dünya kupasında oynadığı oyun, özellikle Brezilya çirkef apaçileri karşısındaki onurlu duruşuyla o kifayetsiz muhterislere sahayı dar etmesi… Takımdaki birliktelik, arkadaşlık, coşku, keyif ve arzu… Özellikle ilk maçta ve Hırvatistan karşısında hakemlerin üç nizami gollerini ve iki penaltılarını vermeyerek hak edilmiş grup liderliğinin önüne taş koymalarına karşı yorulmaksızın sürdürdükleri mücadele ve özgüven… Ve tüm bunların doğal sonucu olarak sahaya konulan karakter ve dinamizm Meksika’yı bu dünya kupasının en saygı duyulması gereken takımlarından biri, belki de birincisi yapıyor.
‘Taş gibi takım’

Hırvatistan karşısında da ‘taş gibi takım’ hüviyetinden bir an olsun ödün vermeyen Meksika, ilk yarı boyunca basmaya, ısırmaya çalışan, şiddetle galibiyete ihtiyacı olan rakibini sükunetle karşılayıp ceza sahası civarına sokmazken, oyun disiplini çerçevesinde Gio ve Peralta ile defans arkasına sarkarak olsun, Herrera başganın uzaktan yoklamalarıyla olsun (ki direkte patlayan bir şutu var ki, yazık dedirtti), Hırvatistan kalesine tehdit üstüne tehdit yolluyordu.
Buna karşın, gruptan Meksika’ya beraberlik yetecekken, bu iştahlı oyunun aslında grup liderliği ihtimalinin düşünülmesinin bir sonucu olduğunu anlamamız için en az 60-70 dakika geçmesi gerekiyormuş.
Hırvatları hapsettiler

İkinci yarıda iyice panikleyen ve ne yaptığını bilmez bir hale gelen Hırvatistan’ı ayağa kısa paslarla, ters ve araya atılan toplarla ve bu sefer Marquez yerine savunma liderliğini ele alan Moreno reyizin akıl almaz direnci ve direnişiyle yine yarı sahasına hapsetti Meksika – tıpkı balon gibi şişirilen, bir avuç serseriden oluşan Brezilya maçının ikinci yarısında yaptığı gibi (bu noktada Hırvatistan’ın hem oyuncu kalitesi, hem deneyim, hem de takım olma bakımından bu çakma Brezilya’dan çok çok daha takım olduğunu belirtelim).
Maçın ikinci yarısının ortalarında Srna’nın Guardado’nun şutunu müthiş bir refleksle (!) çelmesine penaltı çalmayan Özbek hakem, A Grubu’nun kaderinin nasıl çizildiğini de gösteriyordu – Brezilya’ya Hırvatistan maçında çalınan alakasız penaltıyla maçın kopması, Kamerun maçında Meksika’nın iki nizami golünün verilmeyerek maçın neredeyse beraberliğe bağlanması, yine bu maçta verilmeyen en az bir, bana göre iki net penaltı…
Oyunu bozan Rafael

Fakat kaptan Marquez ‘Benim adım Michoacanlı Rafael, ben bu oyunu bozarım’ diyerek 72’de perdeyi araladı, ışığı gören Guardado 75’te tavana astı, ‘Ben burada bostan korkuluğu muyum’ diyen Chicharito da 82’de arka direkten köşeyi görüverdi.
Meksika kendisine karşı ve Brezilya için yapılan her şeye direndi ve konsantrasyonunu bir an bile yitirmedi. Brasilia’dan gelen gol haberi ile yıkılmasa da Perisic’in golüyle umudundan vazgeçti. Üç maç, yedi puan, atılan dört, yenilen bir gol. Bu performansı kimse beklemiyordu muhtemelen.
2’nci tur eşleşmeler sürprizlere gebe

Şimdi bu Meksika Hollanda karşısına çıkacak. Artık bu takımın rakip ayırt etmeksizin oynadığı ve B grubunun deli fişeği Şili’nin Hollanda’ya 70 dakika neler yaşattığı düşünülürse, A ve B grupları arasındaki 2’nci tur eşleşmelerinin (Meksika – Hollanda ve Şili – Brezilya) çok ilginç geçeceği ve sürprizlere gebe olacağı kesin.
Bizler (yani ben ve buradaki herkes) bu onurlu adamların, başlarındaki deli Miguel ile turlamalarını, gidebilecekleri yere kadar gitmelerini bekleyeceğiz. Tüm dünyada boğazına kadar pisliğe batmış futboldan bu kadarını istemek hakkımız.
Gözümüz Meksika’dayken, kulağımız da Şili’de olacak. Birilerinin birilerine artık haddini bildirmesi gerekiyor. Ev sahibi, kiracı dinlemeden.