Eski AKP'li Can anlattı: CHP koalisyon için '1921 Anayasası'nı esas alalım' dedi

 

Eski Anayasa Mahkemesi raportörü ve eski AKP yönetecisi Osman Can 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında yürüttükleri koalisyon görüşmeleri sırasında sonuca CHP’nin “1921 Anayasası’nı esas alalım” demesiyle çok yaklaşıldığını söyledi. Bu teklif üzerine dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu bile “Bu kadarını beklemiyordum” demiş ve koalisyonun yapılabileceğini dile getirmiş.

Fotoğraflar: DHA

Cumhuriyet’ten Kemal Göktaş’ın sorularını yanıtlayan Osman Can, 7 Haziran seçimleri sonrası AKP ile CHP arasında yürütülen ancak sonuca ulaşmayan koalisyon görüşmelerinin parti içinden tanığı.

Can o süreci şöyle anlattı: “Seçimlerden sonra ilk MKYK toplantısında CHP ile koalisyon seçeneği ağırlık kazandı. CHP ile görüşmeleri yürüten ekipteydim. Sorumluluk alanım olan anayasa, hukuk ve özgürlükler konularında CHP’nin demokratik bir çizgiye yaklaştığını tespit ettik ve bunu Sayın Davutoğlu’na aktardık. Davutoğlu biraz da şaşırarak, bu kadarını beklemediğini, 1921 Anayasası’na referansın önemli olduğunu ve bu koalisyonun yapılabileceğini söyledi. Nihai brifingde de durumu aktardık. Davutoğlu’nun koalisyon eğiliminin devam ettiğini, ancak Cumhurbaşkanı’ndan gelen sinyallerin olumlu olmadığını gözlemledim. Nitekim zamana oynandı, koalisyon için somut adım yerine Başbakan görevi iade etti. Cumhurbaşkanı da hükümet kurma görevini Kılıçdaroğlu’na vermeyerek sürenin tamamlanmasını bekledi ve seçim kararı verdi. Davutoğlu’nun son yaklaşımı seçimlerde aynı sonuçlar geldiğinde artık CHP ile koalisyonun önünde bir engel olmayacağıydı. Ancak gelişmeler çok farklı yöne evrildi.”

CHP ’61, 24’ü dahi bırakalım’ demiş

Can, 1921 teklifinin ne olduğu konusundaki soru üzerine de şöyle konuştu: “CHP geleneksel algının aksine ’61 veya 24’ü dahi bir kenara bırakalım, 1921’i esas alalım’ dedi. Bu hayati bir paradigma değişimiydi. AKP de 2012’den itibaren ‘1920 ruhu’ dediği için temel bir uzlaşı oldu. 1921 Anayasası milletin var oluş savaşı verdiği bir dönemde Meclis’te neredeyse oybirliğiyle kabul edildi. 1920 Meclisi etnik, kültürel, dilsel ve inanç olarak farklılıklara açık, çoğulcu bir meclisti. Kürdistan, Lazistan mebusu vardı. Ancak bu şekilde Kürtler ve diğer unsurlar Kurtuluş Savaşı’na gönüllü katıldı. Bunu sağlayan en temel tercihlerden biri ademi merkeziyetçi yapısıydı. Sonraki anayasalar katı merkeziyetçi bir yapı benimsedi. Kürt sorunu başta, pek çok sorunun temelinde bu anlayışın terk edilmesi yatıyor.”

‘İktidardan uzaklaşma kaygısı etkili oldu’

Can koalisyon görüşmelerinin neden sonuçsuz kaldığına ilişkin de “İktidardan uzaklaşma kaygısının çok güçlü olduğunu düşünüyorum. Ama iktidardan düşüldüğünde, parti düşer, ülke düşmez ki. Kaygı ne kadar güçlü olursa olsun, bence koalisyondan vazgeçmeyi haklılaştıramaz. Bu tarihi bir fırsat idi, heba edildi” diye konuştu.

‘AKP özgürlükçü laiklikte bile savrulmuş durumda’

Anayasa Mahkemesi raportörü olduğu dönemde AKP’yi kapatma davasında ‘Kapatılmasın’ diye rapor yazan Can bu bağlamdan yola çıkılarak sorulan “Sizce hukukun açtığı bu kredi sonra berhava edilmedi mi?” sorusuna şu yanıtı verdi: “İşin doğrusu o konuda bir hayal kırıklığı içindeyim. Hukukun açtığı bu kredi 2013’e kadar da aksaklıklarla birlikte, doğru kullanıldı. Ancak sonrasında bu kredi hoyratça kullanıldı. Laiklik konusunda da, laikliği Anayasa Mahkemesi ilk defa özgürlükçü bir anlamda yorumlamıştı. AKP bu özgürlükçü laikliği referans aldığımızda dahi oldukça savrulmuş durumda. Devletin inançlar konusunda tarafsızlığı açısından bakıldığında ciddi ayrımcılık sorunları yaşadığımızı inkâr edemeyiz.”

‘AKP devlet aklını yok etti’

Ayrıca kurduğu Demokrat Yargı Derneği ile dönemin hukuk uygulamalarına ve 2010 referandumuna ‘Evet’ oyuna aktif destek veren Can eski partisinin devlet yönetme anlayışına ilişkin şu eleştiriyi getirdi: “Maalesef son üç yıl içinde yaşananlara baktığımızda artık aynı önermeyi kullanmakta zorlanıyorum. Devlet aygıtının demokratikleştirilmesi, hukukun üstünlüğünün hâkim kılınması AKP’nin sorumluluğunda idi. AKP ise demokratik olmayan devlet aygıtının sunduğu konforu, katı merkeziyetçi idarenin fırsatlarını kullanmayı seçti. FETÖ darbe girişiminin sunduğu ortak duyarlılığı demokratikleşme fırsatına çevirme yerine devlet aygıtını bütünüyle irrasyonelleştirdi. Kurumsal hafızalar devre dışı bırakıldı. Devlet aygıtı siyasi kararları rasyonelleştiren ve frenleyen aygıt olmaktan çıkarıldı, irrasyonelliği filtresiz bir şekilde aşağıya aktarmanın aracına dönüştürüldü. Yani aslında devlet aklı yok edildi. Bu ise bütünüyle yönetilemez bir tablo ortaya çıkardı.”