Tek paralı ekonomilerde yüksek faiz, yatırımların finansman maliyetini yükseltir. Düşük getirili yatırımları kârsız, yani yapılamaz hale getirir. Yatırımlar azalınca, tüketim de yavaşlar. Toplam talep düşer. Yeterli talep olmayınca ücretlere ve fiyatlara zam yapmak zorlaşır ve enflasyon düşer. Buna “ekonomiyi soğutmak” da denir. Türkiye benzeri “çift paralı” ekonomilerde, yatırımların yapılabilirlik hesapları dolarla yapılır. Dolarlı borcun finansman maliyeti “kur farkı+dolar faizi” dir. TL’ye yüksek faiz vermek, ülkeye sıcak döviz girişini hızlandırır.
Döviz fiyatı artmaz, döviz faizi de düşük olduğu için bol kepçe dövizli borç alınıp yatırım yapılır. Çift paralı ülkelerde enflasyonu yükselten “ana sebep” toplam talep değil, döviz fiyatıdır. Buna “devalüasyon‑enflasyon” geçişi denir. Türkiye’de TL faizini artırmanın gerekçesi, talebi kısmak değil, sıcak para çekerek dolar fiyatını baskılamaktır.
Dolar fiyatı durunca enflasyon da düşer. Ama ekonomi soğumaz, aksine ısınır. (Burası anlaşıldı mı?) Fiyat istikrarı sağlanırken, büyüyen cari açık ve dış borç stoku yüzünden finansal istikrar bozulur. Döviz açığı, sıcak para yollayanları tedirgin eder, döviz akımı yavaşlar. Azalan döviz arzı yüzünden ulusal para değer kaybetmeye başlar. Kapıdan kovulmuş devalüasyon, bacadan girer. Aynen bugünlerde olduğu gibi.
Son söz: Yüksek faiz, doları önce düşürür, sonra yükseltir.