Avukat Aslı Kazan herkesin birbirini ihbar ettiği, korku ikliminin egemen olduğu bir toplumun, OHAL’in ihtiyaçlarına cevap verdiğini belirterek, “Bu yeni sistemde, ihbara uygun bir delil üretmeye dahi gerek görülmüyor” dedi.

Almanya’da hem Türkçe hem de Almanca yayın yapan Taz gazetesine konuşan Kazan, toplumun baskı, korku ve zulümle teslim alınmaya çalışıldığı dönemlerde, ihbar mekanizmasının bambaşka amaçlarla kullanıldığını söyledi.
Demokrasi kültürünün ve hukuk devleti ilkesinin yerleşmediği Türkiye gibi ülkelerde, ayrıntılı yasal düzenleme de olmayınca, muhbirin yalan söylemesinin, ihbar ile iftiranın birbirine karıştırılmasının kaçınılmaz bir sonuç olduğunu söyleyen Kazan, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde ihbarcı araştırma görevlisinin dört öğretim görevlisini öldürmesine ilişkin şöyle değerlendirdi: “Muhbirin bugüne dek 200’den fazla kişiyi ihbar ettiği söyleniyor. Bu çok yüksek bir sayı. Muhbirin, kime kızdıysa ‘FETÖ’cü’ diye ihbar etmesi ve ihbarını asla delillendirmemesi, muhbirin akıl sağlığından kuşku duyulması gerektiğine işaret ediyor. Ancak muhbirin beyanlarının savcılarca ciddiye alındığı, ihbar ettiği kişilerden 35’inin sanık olarak yargılandığı, hatta sanıklardan 26’sının tutuklu olduğu ortaya çıktı. Türkiye’de olduğu gibi delilsiz ihbarcılığın devlet eliyle teşvik edildiği, muhbirliğin kutsandığı toplumlarda, ihbarcıların çok farklı saiklerle hareket etme ihtimali yüksektir. Muhbirler ve ihbar müessesi, Türkiye’de adaletin tesisi için değil, olağanüstü yargılama döneminin duyduğu bir ihtiyaçtan ortaya çıkıyor.”
‘Eskiden hükümetin ileri demokrasi gibi bir iddiası vardı’
Avukat Kazan, Türkiye’de ihbarcılığın 15 Temmuz öncesinde nasıl yapıldığını ise Cemaat mensubu yargıç ve savcıların yürüttüğü Ergenekon ve Balyoz yargılamalarıyla örneklendirdi: “15 Temmuz’dan önce isimsiz, imzasız ihbar mektupları vardı. Gizli tanıkların kullanıldığı kumpas davalarda ihbarları destekleyecek sahte deliller de üretiliyordu. Çünkü o dönemde hükümetin ileri demokrasi gibi bir iddiası ve ‘Yeni Türkiye’ ideali vardı. Her ne kadar davalar kumpas da olsa ‘tarafsız ve bağımsız mahkemeler’ önünde görüldüğü ve ‘hukukun üstünlüğünün esas olduğu izlenimi’ yaratmak, uluslararası kamuoyu oluşturmak açısından önemliydi. Bunun için her önüne geleni ihbar eden muhbirlere değil, ellerine tutuşturulan senaryolara uygun ifade verecek gizli tanıklara ihtiyaç vardı.”
‘İhbara uygun bir delil üretmeye dahi gerek görülmüyor’
Kazan şöyle devam etti: “Geldiğimiz noktada iktidara teslim olmuş yargının benzer kaygılar duymadığı ortada. Bugün OHAL ile yönetilen ‘Yeni Türkiye’nin artık ileri demokrasi gibi bir derdi olmadığından o sayfa kapandı. OHAL’in ihtiyaçları daha farklı. Bu ihtiyaçlara herkesin birbirini ihbar ettiği, korku ikliminin egemen olduğu bir toplum cevap veriyor. İşte bu korku ve baskının egemen olduğu bu yeni sistemde, ihbara uygun bir delil üretmeye dahi gerek görülmüyor. 15 Temmuz öncesi ihbarlar sahte delillerle desteklendiğinden, delillerin sahte ve iddiaların gerçek dışı olduğunu ispat etmek sanıklar için mümkündü.”