11 Eylül saldırıları nasıl ABD’nin iç ve dış politikalarının bir 20 yılına damga vurduysa, bugün Irak’ta yaşananlar da, Türkiye’nin iç ve dış siyasetine öyle bir etki yapacak.
Özal döneminin “bir koyup üç alırız” tarzı hızlı toprak ve güç kazanma heveslerinin, Erdoğan’ın 2012’deki “Yakın zamanda Şam’a gidecek Emevi Camisi’nde namaz kılacağız” sözlerine bakılırsa, hâlâ rağbet gördüğü aşikâr.
Öte yandan, İsveç merkezli savunma araştırmaları kuruluşu SIPRI’nin verilerine göre, “Türkiye, 2013’te, askerî harcamalarını en çok artıran 10 ülkeden biri.” Yani, Türkiye’nin “barış gündeminde” olduğu son bir yıl içinde bile 19 milyar dolarlık müthiş bir askerî harcama yapıldı.
“Barış zamanı” bu kadar askerî harcama yapan ve “güvenlik” odaklı olan bir iktidar çizgisi, toplumda “güvenlik hassasiyetinin” yükseldiği ve coğrafi olarak “güvenlik tehdidinin” arttığı bir dönemde ne yapar? Yanıt; Türkiye, askerî vesayeti geride bıraktığını sanırken, yeni bir “askerî esaretin” pençesine düşer.