'Hepsini okuyayım mı?' diyen hakime Kaboğlu'ndan: Bu kadarı bile rencide edici

 

Kanun hükmünde kararnameyle (KHK) Marmara Üniversitesi’ndeki görevinden ihraç edilen  hukuk profesörü İbrahim Kaboğlu, ‘Bu suça ortak olmayacağız’ bildirisini imzaladıkları gerekçesiyle yargılandığı duruşmada savunma yaptı.

Fotoğraf: DHA

Türkiye’nin önde gelen anayasa uzmanlarından Kaboğlu, Marmara Üniversitesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı başkanıyken 7 Şubat’ta yayınlanan KHK’yla ihraç edilmişti.

Kaboğlu, “Öğrencilerimize eleştirel düşünceyi öğrettik. 7 Şubat akşamında yayınlanan KHK öğrettiğimiz bütün bilgileri sıfırladı” demişti.

‘Bu kadarı bile rencide edici’

Kaboğlu’nu duruşmada 20’ye yakın avukat temsil etti. Mahkeme başkanı Hakan Özer bu sayının KHK kapsamında üçle sınırlandırılmasına karar verdi.

Kaboğlu, kimlik tespiti sırasında, Sorbonne Üniversitesi’ne de pasaportuna el konulduğu için gidemediğini söyledi. Mahkeme başkanının suçlamayı okuyup “Hepsini okumama gerek yok değil mi?” diye sorması üzerine Kaboğlu, “Gerek yok. Bu kadarı bile rencide edici” diye yanıt verdi.

‘İmzacılar kaçmıyordu, neden buradalar?’

Ardından savunmasına geçen Kaboğlu, ‘Bu suça ortak olmayacağız’ bildirisi için şunları söyledi: “Her sözcüğüne katılma zorunluluğu bulunmamaktadır. Benim 1500 öğrencim vardı. Aynı soruya bin 500 farklı yanıt alırdık. Bildirinin herkes tarafından bütün kelimelerinin, virgüllerinin paylaşılması koşulu bulunmamaktadır. Tam 23 ay 10 gün geçti imzanın üzerinden, imzacılar kaçmıyordu. Neden buradalar?”

Adının 686 sayılı KHK ek listesinde yer aldığı günün ertesinde savcılığın kendisine davet yazısı yolladığını anlatan Kaboğlu, “Bu kadar büyük bir rastlantı olabilir mi? İddianame tarafıma tebliğ edilmeden ertesi gün bir gazetede yayımlanıyor. 15 Temmuz darbe girişimi yaşanmasaydı bu listede adım yer almayacaktı. Bu dava siyasal nitelikte bir davadır” diye konuştu.

OHAL ilan edilmeseydi bu davanın da açılmayacağını söyleyen Kaboğlu, savunmasında, barış hakkı ve ifade özgürlüğünün anayasal bir hak olduğunu söyledi.

‘Linç girişimi cezasızlık sorunundan mı kaynaklanıyor?’

Kaboğlu şöyle devam etti: “Buradaki çelişki şu; bildiri toplu, fakat davalar tekil. Bu çelişkiyi aşmak, adil yargılanma için kolay olmayacak. Acaba barış bildirisine rıza gösterenlere karşı başlatılan linç girişimi cezasızlık sorunundan mı kaynaklanıyor? Bildiriye olur veren kişiler yaşama hakkından yoksun edilme eşiğine kadar linç kampanyasına tabi tutuluyor. Onları öldürmeye azmettirme eşiğine ulaşan kişilere herhangi bir işlem yapılmıyor. Burada Anayasa’nın 138. maddesi açısından üzerinde durulması gerekir. Bütün haklardan yoksun kılıcı uygulamalara tabi tutulduk.”

Açılım ve çözüm süreçlerine ilişkin tavrını; “Amaca evet, ama yönteme dikkat” olarak niteleyen Kaboğlu, “Düşüncem ‘TBMM devreye sokulmalı’ şeklinde idi. Bu hukuka olan inancımın gereğidir. Biz hukukta somut ne ise, metinde ne yazıyor ise, ondan sorumlu olunacağını öğrendik. Öğretmeye çalıştık. Şu iddianame hukuken çok sıkıntılı” diye konuştu.

‘Akdoğan ve Metiner cezalandırılsın demiyorum’

Kaboğlu savunmasının devamında şunları kaydetti: “10 yılın Türkiye’sinde barış açılımı, demokratik açılım gibi kavramlar son 10 yıla damgasını vurmuş bir devlet politikasıdır. Ancak hendek kazılması hangi siyasal idarenin görev ve yetki sorumluluk zincirindeki ihmali sonucu gerçekleşti. İhmal mi hizmet kusuru mu? Araştırılması gerekir. Çünkü bilindiği üzere bütün bu çözüm süreci 2014’te yürürlüğe girdi. Bu süreç devletin kanunlarla geçirdiği bir süreçtir. Çözüm süreçleri aynı zamanda eylemler dizisidir. Barış bildirisi adından belli olduğu üzere sadece bir talep beyanıdır. Siyasal ifade özgürlüğünün toplu kullanımıdır. Yalçın Akdoğan ve Mehmet Metiner’in beyanlarına kadar çok farklı niteliği olan sözler var. ‘Onlar da cezalandırılsın’ demiyorum. Onlar da sözdür, onlar cezasızlıktan yararlandıysa 1128 akademisyenin imzaladığı neden böyle davaların konusunu oluşturuyor. Hukuk devleti hukukça eşit yönetim ilkesine dayanır. Bütün yurttaşlara eşit uygulanır. Muhalif kesimler yaptırıma tabi tutulur gibi bir zihniyet devreye girerse hukuk devleti kavramının bir anlamı kalmaz.”

‘Hükmün açıklanması geri bırakılmasın’

Kaboğlu, hakkında mahkumiyet kararı verilmesi durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını istemediğini söyledi.

Duruşma 24 Nisan 2018’e ertelendi.

KHK’yla ihraç edilen Prof. Kaboğlu: Türkiye’de üniversite benim için bitmiştir

Prof. Kaboğlu: Öğrencilerimize eleştirel düşünceyi öğrettik, KHK her şeyi sıfırladı

KHK’yla ihraç edilen Prof. Kaboğlu: Öldürseler daha az etkileyici olur

İbrahim Kaboğlu: Böyle bir ortamda yürütülecek bir halkoylaması kuşkusuz meşru olmayacak

İhraç edilen usta hukukçu Kaboğlu’dan ilk değerlendirme: Bu yapılan ayıptır