Görünen o ki; referandum takvimi işlemeye başladığı zaman, devlet ve parti aygıtı eklemlenerek, tercihlerini ‘hayır’ yönünde kullanmak isteyen çevreleri sindirme ve ezme harekâtına ivme kazandırılacak. Bunun imhaya vardırılabileceği işaretleri şimdiden verilmeye başlandı. ‘Hayır’ın bedeli bu kadar ağır olabilir mi? Bu nasıl açıklanabilir?
Sandık meşru değil, ama…
Değişikliğin ne getirdiği, neleri götürdüğü veya götüreceği üzerine ‘anayasal halkoyu’nun serbestçe oluşması bir yana, halkın kendisine yönelik bir imha politikasından bile söz edilebilir. Böyle bir ortamda yürütülecek bir halkoylaması kuşkusuz meşru olmayacak; değişikliğin, TBMM’de tıpkı anayasaya aykırı bir biçimde kotarılması gibi.
Gelecek kuşaklara karşı sorumluyuz.
Başka seçenek yok; çünkü çok yönlü sorunlara sürüklenen ülkenin acil ihtiyacı, olağan anayasal düzen ve barış iken, yapay gündem yaratarak bir anayasa dayatması ile karşı karşıya bırakılması, dahası bu sürecin hukuk ve ahlak dışı yol ve araçlar ile yürütülmesi, kurulmak istenen ‘sözde anayasal yönetim’ hakkında yeterince fikir verici.
Bu tehlikeli gidişe karşı koymak, ülkenin geleceğini, gelecek kuşakların özgür ve barış içinde birlikteliğini düşünen her yurttaş için sadece bir hak değil, bir ödevdir aynı zamanda.