Ne var ki siyasi iktidar tüm bu muhalefet ve talepleri ‘mutlak bir tezgah’ ya da ‘komplo’ mantığı içinde ele alıp, tek kutuda paketlemeye çalışıyor. Bunu yaptıkça, dilini, stratejisini bunun üzerine kurdukça ‘kutuplaşma ve gerginlik politikaları’nın üzerinde sörf yapmaya başlıyor. Taleplerin karşılıksız kalması, asayiş tanımına tabi tutulması her dönem olduğu gibi bu dönemde otoriterleşme tartışmalarını öne çıkarıyor.
Velhasıl ‘gerginlik’ açısından tek adres muhalefet değil, aynı zamanda, siyaset tarzı ve söylemi üzerinden belki daha çok fazla siyasi iktidar.
Hele sorumluluk söz konusu olduğunda siyasi iktidar kefesinin daha ağır bastığına hiç şüphe yok. Zira politik gücü, iktidar imkanları, söylemi, tarzı ile bu ortamı dindirecek asıl panzehir AK Parti’de.
Ancak AK Parti bu panzehiri kullanmadığı gibi, bundan sonra da kullanacağına dair umut vermiyor. Başbakan Erdoğan ‘gerginliği ve kutuplaşmayı isteyen biz değiliz’ dese de, ‘haklılık haksızlık meselesi bir yana’, sadece Danıştay açılışından Soma’ya ve TOBB toplantısına uzanan sembolik tutumuyla bile duruma, yani ‘arzu edilen ya da tarz olarak benimsenen bir gergin duruşa’ işaret ediyor.
Sorun odur ki, aslında AK Parti açısından ortada bir ‘paradoks’ bulunuyor.