Şubat ayının başları… Londra’nın en ünlü caddelerinden biri olan Oxford’da GAP mağazasının önü hayli kalabalık. Biraz yaklaşınca çoğunluğunu İngilizlerin oluşturduğu protestocularla karşılaşıyorum. Bangladeş’te GAP adına üretim yaparken ölen tekstil işçileri için toplanmışlar. Yakın zamanda 130 işçinin yanarak can verdiği ve kurumsal ihmalden kaynaklanan bu “iş kazasını” protesto ediyor ve ölümlerin son bulmasını istiyorlar. İngiltere, Avrupa’da tüketici duyarlılığının en yüksek olduğu ülkelerden… Bu yüzden tüketicilere hesap vermenin bir aracı olarak geliştirilen kurumsal sosyal sorumluluk yaklaşımları büyük firmaların ana gündem maddesi.
Dizginlenemeyen bu kapitalizmin elinde işsizlik tehdidi var. Tehdit hayati olunca, hayatın bir önemi kalmıyor. İş uğruna ölüme gönüllü bile gidiyor insanlar. Biz de günlerdir bize özgü vahşi kapitalizmin 301 yoksul ailenin evine saldığı ateşi konuşuyoruz. Konuşuyoruz ama sonuç ne oluyor? İngiltere’de ya da başka ülkelerdeki gibi büyük tüketici hareketleri doğuyor mu? Yoksul ailelere iktidarın bir armağanıymış gibi sunulan Soma kömürü torbalarını meydanlara bırakabilecek onlar yüzler binler çıkabiliyor mu?
Oy depolarına kömür çuvallarıyla giren iktidardan zaten bir şey beklemek mümkün değil de; santralini, fabrikasını Soma kömürüyle döndüren iş insanında bir doğrudan ses, bir eylem kararlılığı görülüyor mu? Vicdan altı harfli bir sözcük ve galiba biz onu aşağıdan yukarıya çoktan yitirmişiz…