Son olarak, 15 Temmuz’da olup bitenler halen tam anlamı ile aydınlatılmış değil, soru soran şüpheli durumuna düşüyor, bu şartlar altında ortak bir zeminde buluşmak mümkün mü? Demokrasiden yana, sağlıklı tepki vermek için önce kafamızdaki soruların aydınlatılmasını beklemek neden bir nevi suç sayılsın?
Demokrasiyi ciddiye alıp, kafası karışan, soru soran, samimi bir tartışma yürütmek isteyenler mi, iktidarın çizdiği çerçeve içinde ve arzulanan söylemi tekrarlayarak kompozisyon ödevi yazmaya girişenler mi, sahiden demokrasi mücadelesi verebilir, önce buna karar vermek lazım.
Halihazırda, makbul olan ikinci tutum; öyle ki, bir bakıyorsunuz, zamanında Gülencilerin baş teorisyeni, bu uğurda İngilizce kitap, makale rekortmeni, ABD istihbaratçılarının en can dostu birisi, bir gazete köşesinden bu kez iktidar söyleminin sözcülüğüne soyunmuş. En hafifinden samimiyetsizlik, fırsatçılık ayyuka çıkmış, üstüne üstlük ‘baskın basanındır’ hesabı, başkalarını darbecilikle itham ediyor.