Geçen gün, aylar sonra televizyonda bir tartışma programı izledim. Daha doğrusu on dakika kadar tahammül edebildim. Konuşmacılardan biri, Adalet Yürüyüşü’ne karşı çıkıyor ve iktidar yanlısı gösterilerle aynı muameleyi görmemesi gerektiğini dile getiriyordu. Gerekçesi ise şuydu: “Bu bir protesto gösterisi.”
İktidardan yana olmayan her gösteriyi, her yürüyüşü, her toplantıyı bir kaşık suda boğmak isteyen bir anlayış bu. Aslında Türkiye’ye inanmayan, ülkede yaşayan halkın aynı milletin parçaları olduğunu kabul etmeyen bir bakış açısı.
Cemaatin siyasi kumpas davaları döneminde, iktidar destekli cemaatin emniyet ve yargısı “düşman ceza hukuku” uyguluyorlar diye eleştirilirdi. Bugün de vaziyet çok farklı değil. Milletten kabul edilmeyenler açıkça terörist ya da vatan haini yani düşman ilan ediliyor. Dolayısıyla onlara karşılarında bir vatandaş değil düşman varmış gibi davranılıyor.
Toplumun yarısını milletten ihraç edemezsiniz. Toplumun yarısına terörist diyemezsiniz. Toplumun yarısının anayasal haklarını onlara “lütfedemezsiniz”.
Adalet Yürüyüşü aynı zamanda bir milli birlik yürüyüşü. Kendini en milliyetçi, en vatansever diye siyaseten pazarlayanların bu yürüyüşe yaptığı düşmanlık, onların aslında bölücü olduğu gerçeğini değiştirmiyor.