Bugün Gezi’nin dördüncü yıldönümü ve bugün artık iki Türkiye var: Ensarcıların, Süleymancıların, Fethullahçıların Türkiye’si ve bir de Gezi Türkiye’si. Yani iki farklı dünya görüşü, iki farklı hayat tahayyülü, iki farklı dünya ve iki farklı hayat var. Birisi kanlı, canlı, somut bir şekilde karşımızda dururken, diğeri şimdilik bir fikir, bir tasarım, ete kemiğe büründürülmeyi bekleyen ve gerçeğin hemen kıyısında konumlanan bir düş.
Ve bu düş, çocukların ömürlerini çalanlara, onları diri diri gömenlere karşı gerçek kılınmayı bekliyor. Bunun için ise laikliği savunmak; laikliği, yaşam tarzının da ötesine geçerek, sömürüyle, yoksullukla, sermaye düzeniyle ilişkilendirerek savunmak gerekiyor. Kıdem tazminatının gaspından Taşkent’e, mezarda emeklilikten Aladağ’a uzanan bir yol var. İşte bu nedenle laiklik en çok yoksula lazım, işte bu nedenle o yolu açacağız, o yolu görünür kılacağız, en çok da çocuklar için ve en çok da çocuklar ölmesin diye.