EFE SÖNMEZ
efesonmez1@gmail.com / @efesonmezz
Karşı kaldırımda gazete binasına bakarak bekleyen 71 yaşındaki Yaşar Avcı, çocukları için burada olduğunu anlatıyor. 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Mustafa’ysa Cumhuriyet’i savunmanın ‘sokakta elele dolaşan aşıkları’ savunmak anlamına geldiğini söylüyor.
Ne var ki her ikisi de insanların fikirleri nedeniyle hapse atılmalarına karşı; tıpkı dokuz yöneticisi ve yazarı tutuklanan Cumhuriyet gazetesine bir haftadır süren eylemlerle destek olan diğer yurttaşlar gibi. Zor günler geçiren Cumhuriyet’in bugünlerde en büyük destekçisi, gazete binası önünde bekleyen okurları.

Günler önce yapılan sabah baskınıyla gözaltına alınan Cumhuriyet’in dokuz yöneticisi ve yazarı, dün çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Tutuklananlar arasında yayın yönetmeni Murat Sabuncu, yayın danışmanı ve yazar Kadri Gürsel, kitap eki yayın yönetmeni Turhan Günay, okur temsilcisi Güray Öz ve karikatürist Musa Kart da var.
Suçlama ise ‘PKK veya FETÖ üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek.’ Bu iddiaya dayanak olarak gazetenin attığı manşetler, yaptığı haberler, hatta haberlerdeki ara başlıklar gösteriliyor. Öyle ki Aydın Engin’in bir yazısında mahkemece ‘FETÖ’ olarak tanımlanan yapıdan ‘cemaat’ olarak bahsetmesi, ‘iş birliği’ne ‘delil’ kabul ediliyor.
Destek devam ediyor
Cumhuriyet, bu süreçte okurlarından büyük bir destek gördü, hala görüyor. İlk günden bu yana gazete önünde, sayıları zaman zaman azalıp çoğalsa da dikkate değer bir kalabalık bekliyor.
Peki, bir haftadır Cumhuriyet gazetesinin önünde bekleyen yurttaşlar ne düşünüyor? Tüm bu süreci nasıl değerlendiriyorlar? Basın ve iktidar ilişkisine dair neler öngörüyorlar?
Mecidiyeköy’den Taksim’e uzanan Halaskargazi Caddesi’nin geniş beton kaldırımında, egzoz gazları ve korna sesleri eşliğinde gazeteye doğru yürürken düşündüklerim bu sorulardan ibaretti.
Gazete ‘polis kontrolünde’

İlk defa gittiğim gazete binasına yaklaştığımı, caddenin kenarında duran polis otobüslerinden anladım. Biraz daha yürüyünce gazeteye çıkan sokağın girişindeki TOMA ile bariyerlerin arkasındaki polisleri gördüm. Doğru yerdeydim.
Gazeteye çıkan tüm yollar polis kontrolünde. Binaya çok uzak olmayan mesafede iki TOMA ve beş-altı çevik kuvvet otobüsü bekliyor. Yine tüm girişlerde 10’dan fazla polis var, ‘her ihtimale karşı.’ Sokağa girişe üst aramasından sonra izin veriliyor.
Gazete binasını çevreleyen tel örgülerde onlarca sol parti ve örgütün pankart, flama ve dövizleri var. Pankartlardaki ana vurgu, yurttaşların haber alma hakkının hiçbir şekilde engellenemeyeceği yönünde. Öne çıkan diğer başlıklarsa OHAL ilanının ardından yapılan uygulamalara eleştiri ve elbette dayanışma çağrısı.
Gazetenin karşı duvarındaki ‘Hakimiyet milletindir’ yazısına, sloganlar eşlik ediyor, sloganlara ise halaylar. Çoğunluğu genç birçok yurttaş, Kürtçe türküler eşliğinde kimi zaman sokakta, kimi zamansa gazete bahçesinde halay çekiyor.
‘Torunlarımız için buradayız’
Gazete binası önündeki dayanışma eylemine katılım her yaştan. Görece gençler fazla. Ama 71 yaşındaki Yaşar Avcı da orada.
Avcı, gazeteci olduğumu söyleyince anlatmaya başlıyor. İlk cümlesi şu: “Geleceğimiz, çocuklarımız, torunlarımız için buradayız.”
Cumhuriyet’e isnat edilen suçlamaları hatırlatıyor. İnsanların düşünceleri nedeniyle tutuklanmasına karşı olduğunu söylüyor hemen karşımızda duran gazete binasına bakarak: “Herkes istediği gibi düşünme ve yaşama hakkına sahiptir. Özgürlüklerin engellenmesi suçtur.”
Avcı’ya göre “emekçiler örgütlenirse bu dönemin sonu gelecek.”
‘Cumhuriyet aydınlığı temsil ediyor’

Gazetenin bahçesine giriyorum. Bahçede sağlı sollu banklarda oturan çok sayıda insan bekliyor. Bir anlamda nöbet tutuyorlar. Binaya bir afiş asılmış: “Cumhuriyet için nöbetteyiz.”
55 yaşındaki Müesser Kınay, o afişin altında, neden burada olduğunu anlatıyor: “Hem insanda hem de ülkede özgürlük taraftarıyım. Şu an bunu yok etmeye çalışıyorlar.”
Kınay, BirGün okuruymuş. Bunu söyledikten sonra, muhalif seslere sahip çıkmak gerektiğini belirtiyor. Basılı gazetelerden Evrensel ve Cumhuriyet’i anıyor hemen ardından, “Cumhuriyet, aydınlığı temsil eden bir gazete” diyor.
Kınay, darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL’in ‘iktidarın yoluna taş koyan aydınlık sesleri susturmak için kullanıldığını’ da düşünüyor.
Ortak talep ifade özgürlüğü
“Buraya gelen insanların ortak talebi, demokratik bir ülkede yaşamak ve ifade özgürlüğünün korunması” diyor 30 yaşındaki mühendis Emre Kiriş.
Kiriş’e göre, verdikleri iş güvencesi mücadelesi, basın özgürlüğü mücadelesinden ayrı değerlendirilemez: “İş güvencesini yok edenlerle basın özgürlüğünü yok edenler aynı.”
Kiriş, Cumhuriyet’i ‘muhalefetin sembollerinden biri’ olarak tanımlıyor. Birbirlerini hiç tanımasalar da Müesser Kınay’la hemfikir. Kınay gibi o da ‘hangi gazete olursa olsun’ sahip çıkmak gerektiğini düşünüyor.
Sokakta elele gezebilmek için…

Gazetenin dışında olduğu gibi içeride de yurttaşların bekleyişi sürüyor. Burada bulunanların çoğu üniversite öğrencisi.
Mustafa Çağlar da bunlardan biri. Marmara Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi’nde okuyor. 19 yaşında. İlk günden beri burada.
Çağlar, Cumhuriyet’i savunmanın, bir gazeteyi savunmaktan çok daha öte bir anlam ifade ettiğini anlatıyor: “Sokakta aşıkların birbirleriyle elele tutuşup gezebilmeleri, dedemin çocuklarının öldürüleceği endişesini taşımaması, rahatça ibadet etme ya da inanmama özgürlüğü için de buradayız.”
Ülkücü babanın solcu kızı
Çağlar’dan sonra Hande ile konuşuyorum. Hande de ilk günden bu yana kısa aralıklar dışında hep Cumhuriyet’teymiş.
Hande’nin babası, Cumhuriyet operasyonlarını savunan, gazeteyi ‘Türkiye karşıtı oluşumları sevindiren’ bir yayın olarak tanımlayan Devlet Bahçeli’nin MHP’sini destekliyor. Ülkücü. Bu nedenle Hande, soyadını vermeye tereddüt ediyor.
Babasının aksine Hande burada ve Cumhuriyet’i savunuyor. Ayrıca HDP’li vekillerin tutuklanmasına da sert tepki gösteriyor.
Hande, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘başkan’ olmak istediğini söyleyip bunun için de öncelikle akademi ve basını hedef aldığını savunuyor. İddiasına dayanak olaraksa çıkarılan kanun hükmünde kararnameleri (KHK) gösteriyor.
Bilindiği gibi KHK’larla birçok akademisyen kamudan ihraç edilmiş, onlarca basın kuruluşu kapatılmıştı.

Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyan Hande, okulda halen rektör ataması yapılmadığını, hocalarıyla birlikte bu konuda neler yapabileceklerine dair forumlar düzenlediklerini söylüyor. “Oradan kalkıp buraya geliyorum” diyor.
“Bir haftadır buradayız. Arkadaşlarımızla dönüşümlü olarak kalıyoruz. Pazartesi günü vizelerim başlıyor, sınavlara burada hazırlanıyorum. Burada çalışmak beni daha çok motive ediyor. Buradaki insanların dayanışması ve motivasyonundan umutluyum.”