Şimdilerde, 15 Temmuz’da ve sonrasında darbeye karşı direniş, bir demokrasi eşiği olmaktan ziyade yeni Türkiye’nin inşasının temelinde oturtulan bir efsaneye dönüştürülmeye çalışılıyor. O da, olmuyor, zira özlenen İslamcı- milliyetçi (hatta bir miktarda revize Kemalist) otoriter düzen, demokrasi direnişi hikâyesi ile tam örtüşmüyor. Kemalizmin resmi tarihine mukabele edecek yeni tarih atma girişimleri fazlasıyla havada kalıyor. Kısaca, elde avuçta allanıp pullanmaya çalışılan zor rejimi özleminden başka bir şey kalmıyor.
Kimsenin kuşkusu olmasın, Türkiye’nin bu hale gelmesine neden olan yedi düvel düşman değil, otoriter siyasette ısrarcı olmasıydı. Bu ısrar, toplumsal barışı bozdu, bu ısrar siyasal istikrarsızlık üretti, bu ısrar Kürt meselesini çözmek yerine bugünkü noktaya getirdi, bu anlayış yedi düvel düşman üretti. Bu devirde, dünyanın neresinde olursanız olun, toplumsal barış merkezli siyasetin ilkesellik bir yana zaruret olduğunun kavranamaması bizi bu noktaya getirdi.