Melis Alphan: Medeniyet betonla ölçülmez, sonumuz Paskalya Adası'na benzemesin

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

21’inci yüzyılda muasır medeniyet seviyesi betonla değil, yatırımların çevreye etkisini en aza indirgeme becerisiyle ölçülüyor. Bizimkisi gibi kimi yatırımları ÇED raporlarından muaf tutan, betonu yeşile yeğleyen ülkelere ‘ilkel’ gözüyle bakılıyor.

.. Ormansızlaşma, iklim değişikliği ve kuraklık sayısız uygarlığın sonunu getirdi ama bir tanesi var ki ibret olsun diye anlatılmalı: Paskalya Adası’nın hikâyesi. Bir toplumun kaynaklarını aşırı düzeyde tükettiğinde nasıl kendini imha ettiğine en iyi örnek olan Paskalya Adası devasa heykeller ve platformlarla dolu. 1200’lerde Polinezyalılar buraya yerleşir ve tüm kaynaklarını bu heykelleri yaparken tüketirler.

…  Heykellerin dikilmesinde gerekli olan ağaç liflerinden kalın ve uzun halatlar için epey ağaç kesilir. Orman kalmaz. Ormanlar yok olunca kuşlar adayı terk eder. Kuştüyü, ağaç kabuğu gibi hammaddeler kaybolur. Şifalı bitkiler yok olunca ada halkının sağlığı, orman meyveleri yok olunca beslenmeleri etkilenir. Ağaç olmayınca kano yapamazlar, ticaret biter. Kanosuz balık avlanamaz, yiyecek bulmak zorlaşır. Ağaçsız toprakta erozyon olur, tarım biter. Ve adada içsavaş çıkar.

Hayatta kalan adalıların yarısı Perulular tarafından köle olarak madenlerde çalışmak üzere kaçırılır. Çoğu hayatını kaybeder. Uluslararası baskılar sonucu adaya geri gönderilen bir düzine kişi adaya çiçek hastalığı taşır, salgına yakalanan yerliler telef olur.

Katolik misyonerler 1872’de adaya yerleştiğinde, yerli nüfusun sayısı 111’e inmiştir. 1888’de Şili adayı topraklarına katar. İskoç bir şirketin yönetiminde ada bir koyun çiftliğine dönüşür ve yerliler şirkete boğaz tokluğuna çalışmak zorunda kalır.

Felaket senaryosu gibi gelebilir ama bu hikâye gerçek. Dünyanın en büyük adalet saraylarını, havalimanlarını yapmakla övünen, ormanları talan edip otoyol kenarlarına göstermelik ağaç diken, dereleri kurutup tarım arazilerini uluslararası şirketlerin tekeline veren bir siyasi iktidarla… Umalım ki sonumuz Paskalya Adası’nınkine benzemesin. Umalım ki, tıraşlanan Çamlıca Tepesi’ne kondurulan camii ve daha niceleri, gelecekte insanlara zavallı Paskalya Adası’ndaki heykelleri hatırlatmasın.

Melis Alphan’ın yazısı