Nesnellik bir tarihsel olayı olgusal bağlam içinde, hiçbir detayı dışarıda bırakmadan ve gördüğünü görmezden gelmeden betimlemeyi gerektiriyor. Bu durumda hala farklı betimlemeler mümkün. Ayrıca üretilen tarihsel ‘olguyu’ farklı teorik çerçevelere yerleştirmek ve böylece yorumlayıp açıklamak da mümkün ve meşru… Ama gerçek dışı olan ve bazı olayların sistematik karartılmasına dayanan açıklama çabalarının meşru kabul edilmesini beklemek bir hayal. Hele defalarca uyarılmaya rağmen aynı gerçek dışı anlatıyı sürdürmek ahlaki de değil.
Türkiye 1915 konusunda dünyaya “sana bugünü vereyim, sen de bana dünü ver” demiş oluyor. Ancak pragmatizmin işlevsel olması için asgari bir ilkesel zemin lazım. Öte yandan da “tarihimizde utanç duyacağımız tek bir olay yoktur” diyoruz. Bu iki beyanın birlikte nasıl sırıttığını fark etmeden… Bu tür cümlelerin söylenmesinden gocunmuyoruz. Bunların ahlaki zemini nasıl yıprattığını bile idrak etmiyoruz…
Daha ne kadar zaman yüzleşmeden kaçarak kimlik oluşturulabilir ki?