Ali Bayramoğlu: Bu durumun askeri otoritenin ısrarlı talepleri sonucu gündeme geldiğini bilmek gerekir

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

Peki, bugün terörle mücadele çerçevesindeki suçların, tekrar askeri suç sayılmak istenmesinin mantığı nedir? Neden böyle ihtiyaç duyulmaktadır?

İhtiyacı yasanın genel gerekçesinden okuyalım: “Bilindiği üzere, terörle mücadelede görev alanlar, büyük cesaret ve fedakarlık göstererek görevlerini yerine getirmekte, ayrıca vatanın bütünlüğü ve milletin güvenliğini sağlamak amacıyla çekinmeden hayatlarını ortaya koymaktadırlar. Üstün bir anlayışla terörle mücadele görevini yürüten tüm kamu görevlilerinin tereddüt içinde kalmaksızın etkin bir şekilde bu görevlerini yerine getirebilmeleri sağlanması gerekmektedir. Bu kapsamda terörle mücadele eden kamu görevlilerinin haksız iddialarla yıpranmasını önlemek maksadıyla…”

Buna göre, düz mantıkla bile, hükümetin kendi hazırladığı tasarıda, sivil yargıya güvenmediği, sivil savcıların yıpratılma iddialarının kaynağı olabileceği varsayılmaktadır. Ve sonuç, terörle mücadelede ortaya çıkabilecek hak ihlallerine dair suçların bile askeri suç sayılması, askeri mantığa uygun yasa ve ilkeleri de içeren askeri yargı alanına gönderilmesi, bunun asker tarafından bir güvence sayılmasıdır.

Bu durumun aslında Ergenekon, Balyoz gibi adli süreçlerin öyküsünden bağımsız olmadığını görmek, askeri otoritenin ısrarlı talepleri sonucu gündeme geldiğini bilmek gerekir. Bu tür düzenlemelerin askeri vesayet düzeni döneminin temel taşlarını oluşturduğu da özellikle hatırlanmalıdır.

Ali Bayramoğlu’nun yazısı