Her rejim inşası, bir “kurucu öteki”ne ihtiyaç duyar, kendisini kurabilmesi için kendisinin anti-tezi olarak bir yeri işaret etmesi, kendisinden öncesini “şeytanlaştırması”, “mutlak kötü” kategorisine sokması gerekir. Nasıl ki 1923 Cumhuriyeti için Osmanlı böyle ise, “yeni-Osmanlı“ için de Cumhuriyet ve onun kurucu partisi olarak Cumhuriyet Halk Partisi böyledir.
Siyaseti bütünüyle “dost-düşman” eksenine indirgeyen rejim için CHP, ne yaparsa yapsın “düşman” olarak kodlanmaktan kurtulamayacaktır. Çünkü CHP’nin “düşman” olarak varlığı, rejim inşası açısından işlevseldir. Çünkü rejim, kitlelere CHP’yi işaret ederek, laikliği, aydınlanma fikrini ve cumhuriyet değerlerini hedef tahtasına oturtmakta ve bunları itibarsızlaştırmakta, toplumu dinselleştirme projesini bu “düşmanlaştırma” siyasetine dayandırabilmektedir.
Üstelik tüm işaretler, başkanlığa doğru gidilirken bu düşmanlaştırma siyasetinin yoğunlaşarak devam edeceğini göstermektedir. CHP Genel Başkanı’nın önüne atılan kurşun da, Ankara’nın her tarafının “terörle işbirliği yapan CHP” afişleriyle donatılması da, rejimin tepesindeki hiç kimsenin kurşun hadisesini kınamaması da bunun çok açık bir göstergesidir.