Dokunulmazlık gibi, Meclis’in en nihayet 276 ile de halledebileceği bir mevzuda referandum gibi ağır bir hamlenin lüzumu yoktur.
Neticede, tarihi bir meseleden bahsediyoruz ve yarın çatışma bittiğinde şartlar muhakkak surette değişecektir. Yine ‘devlet’ Kürt meselesinde ya dondurucudaki çözümün buzlarını çözecek ya da başka enstrümanları devreye sokacaktır. O gün geldiğinde, dokunulmazlık için sandığa taşınan ve işin içine ilk kez ‘bilfiil’ dahil edilen millete dönüp söylenecek söz bulmak da ikna etmek de zor olacaktır.
Bir oyla sorun çözülecekmiş umuduyla bütün ülke sandığa taşınmasın. Millet zaten, dün çözüm için bugün de mücadele için açık çek vermiştir. Orada bir problem yoktur… Hal böyleyken, üç-beş ya da on beş hadsiz vekilin davasını çözmek için ülkeyi topyekün sandığa götürüp, Türk-Kürt davasını kaşımanın, sandık sonucuyla gerilim üretmenin ne gereği vardır?