MURAT SEVİNÇ
Uzatmaya, aynı şeyleri bininci kez yazmaya gerek yok.
Tarihimizin en pespaye anayasa değişikliklerinden biri oylanıyor. Amaçsız, işlevsiz değil; pespaye diyorum.
Bu açıdan güncel değişiklik önerisini, belki 1952 değişikliğiyle karşılaştırabilirim. 1924 Anayasası’nın dili, 1945 yılında Türkçeleştirilmişti. Demokrat Parti seçmenine hoş görünmek için (sanki onların da çok umurundaymış gibi!) 1952 yılında yeniden dil değiştirdi ve Anayasa’yı, Teşkilat-ı Esasiye’ye çevirdi. Amaç açıktı, işlevi belliydi ve DP’nin nasıl sakil bir hukuk/anayasa algısına sahip olduğunu da gösteriyordu. Ya da belki, Özal’ın 1987’de ‘yasaklı siyasetçiler dönemesin diye’ bir anayasa değişikliğini anayasaya aykırı biçimde halkoylamasına sunmasıyla karşılaştırılabilir. Hani şu ‘demokrat’ Özal’ın!
Anayasa’ya açıkça aykırı bir değişiklik
Bugün yapılanın da ‘amacı’ belli kuşkusuz. Herkes görüp anlıyor.
Buna mukabil değişiklik, Anayasa’ya açıkça aykırı. Evet, bir kez daha: Anayasa’ya açıkça aykırı bir değişiklik.
Anayasa değişikliğinin ‘gerekçe’si, Anayasa’ya ve hukuka aykırı. Ad vermeden tek bir parti hedef alınıyor. Oysa yasalar, genel ve soyut olmak zorunda. Böylesine yanlı, bir partiyi hedef alan bir yasa, hukuka aykırı.
Anayasa değişikliğinin ‘içeriği’, Anayasa’ya ve hukuka aykırı. Değişiklik, Anayasa’nın vekiller için öngördüğü dokunulmazlığı hükme bağlayan 83’üncü maddedeki ‘koruma’yı ortadan kaldırdığı için, aykırı.
Anayasa değişikliği, dokunulmazlığı kaldırılan vekillerin kendilerini TBMM’de savunma hakkını ortadan kaldırdığı için, Anayasa’ya ve hukuka aykırı.
Anayasa değişikliği, geriye yürümezlik ilkesini zedelediği için yani değişiklik ‘geçmişe etkili’ olacağı için, daha da Türkçesi vekillere tanınmış bir güvence ‘geçmişteki eylemleri açısından’ ortadan kaldırıldığı için, Anayasa ve hukuka aykırı.
Anayasa değişikliği, dokunulmazlığı kaldırılan vekile AYM’ye başvuru yapma hakkı tanıyan hükmü (md. 85), yani AYM denetimini ortadan kaldırdığı için, Anayasa’ya aykırı.
Anayasa’ya ve hukukun temel ilkelerine aykırı bir değişiklik, Anayasa’nın ikinci maddesinde yer alan ve Cumhuriyet’in temel niteliklerinden olan insan haklarına saygılı, demokratik hukuk devleti ilklerine de, aykırı. Bunlar, değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilkeler!
2016’ın mayıs ayında TBMM’de, Anayasa’ya ve hukuka aykırı bir anayasa değişikliği oylanıyor ve 330’dan fazla oy alıyor.
Anayasa değişikliklerine ilişkin yasalar, diğer yasalardan farklı olarak iki kez görüşülür. Maddeler görüşülüp oylandıktan sonra, ikinci görüşmenin sonunda tümünün kabulü oylanır (İçtüzük md. 93-94). Anayasa’nın 175. maddesine göre, ‘330 ile 367’ arasında oyla kabul edilen değişiklik ‘zorunlu’ halkoylamasına sunulur. 367 ve üstünde oy alan değişikliği halkoylamasına sunma yetkisi, cumhurbaşkanına tanınmıştır; ister sunar ister sunmaz.
Olur mu olur, çünkü bunlar AKP!
Görünen o ki Anayasa’ya aykırı bu değişiklik 330-367 arasında bir oyla geçecek ve mecburen halkoylamasına sunulacak. Üstelik kamera görüntülerine bakılırsa gizli olması gereken oylama kurallarına da uyulmayarak, bir Anayasa’ya aykırılık daha gerçekleştiriliyor.
Tahmin edilen o ki halkoylaması sürecinde berbat bir Kürt siyasetçi karşıtlığı kampanyası yaşanacak. Koşullar uygun!
Sezilen o ki söz konusu kampanya temel nitelikleri milliyetçilik olan ve hatta başkaca bir niteliği bulunmayan vatan evlatları tarafından köpürtülecek. Zaten gergin olan ve her gün her şehre genç insanların cenazesinin gittiği memleket manzarası, daha da vahimleşecek.
Bilinen o ki Güneydoğu’da yoğun olarak ‘Hayır’ oyu çıkacak ve asıl olarak Kürtlerin oy verdiği, Kürt siyasetinin temsilcisi olan vekiller, yüksek oyla ile seçildikleri bölge halkı karşı çıkmasına rağmen dokunulmazlıkları kaldırılıp yargılanacak ve Allah bilir daha neler olacak.
Korktuğum o ki Anayasa’ya aykırı bu değişiklik halkoyuna sunulunca, ‘sunulmuş’ metne bir ek yapmaya kalkıp partili cumhurbaşkanını da oylatmaya kalkışılabilirler. Anayasa’ya ve hukuka yine ve mutlak biçimde aykırı olur. Ama ciddiye alan kim Allah aşkına! Olur mu olur.
Aceleyle hazırlanan yeni fezlekelere bakılırsa, çözüm süreci esnasındaki bazı eylemleri hakkında da yargılanacak HDP’liler. Çünkü hiçbir hukuksal güvence verilmeden yürütüldü o görüşmeler. Çünkü bir kişiye bel bağlandı. Çünkü ‘Hukuksal güvence şart’ diyenler pek ciddiye alınmadı (Nisan 2013’teki yazımı buraya ekliyorum). Şimdi, herkesin gözü önünde gerçekleşen ve devletçe desteklenen ‘süreç’ esnasında olup bitenler, iddianame konusu oluyor. Çünkü bunlar, AKP. Karmaşık değil anlayacağınız!
Berbat herifler, ‘çirkin şey’ler
Bu satırların yazarı, anayasa alanında çalışan bir yurttaş. Anayasa’ya aykırılık söz konusu ise bunu yazmak, dile getirmek zorunda. Çünkü dağ başında değil, bir toplum içinde yaşıyor. Onu halkın vergileri okuttu ve kendisini içinde yaşadığı topluma borçlu hissediyor. Borcu iktidara, devlete, parti ya da partilere, kişilere değil; topluma.
Bu aykırılıkları görmelerine rağmen ikbal uğruna ‘destek çıkan’ kamu hukukçuları/anayasacılar berbat herifler. Bu kadar basit…
Anayasa’ya aykırılığa ve açıkça ‘siyaset’in kendisini boğup yok etmeye ‘Evet’ oyu verenler ise tarihe bu ‘marifet’leriyle geçiyorlar. Ülkeyi doludizgin felakete sürükleyen, dolgunca maaş sahibi, göbekli ve ‘çirkin şey’ler olarak…