Pavyoncunun adaleti
P

 

 

hurrem sonmez kelleHÜRREM SÖNMEZ

Özgecan Aslan’ın katili cezaevinde öldürüldü ve cenazesi günlerce defnedilemedi.

Hayatın ve memleketin garipliklerine ‘ilahi adalet’ veya ‘evrendeki karma’ deyip geçmek işin kolayı olurdu elbette. Lakin içinde bulunduğumuz patolojik hali kaderin cilvesiyle geçiştirmek mümkün değildi ne yazık ki.

Suphi Altındöken erkek olarak doğdu, erkek olarak yetişti, yaşadı. Bu toplum onu besledi büyüttü; hani o yaşa gelene değin muhtemelen epey ‘erkekliğini’ de tolere etti belki ve fakat bu erkek bir gün tolere edilmesi, affedilmesi mümkün olmayan bir suç işledi. Dünya güzeli genç bir kadına tecavüz ettikten sonra onu öldürdü.

Bildiğimiz ‘erkeklik’ davranışlarının en vahşisini ifa ettikten sonra ‘Suriyeli bir kadın olarak’ veda etti dünyaya. Cenazesi günlerce defnedilemediği için en son kadın tabutu gibi üstüne yazma örtülerek gece yarısı kaçırılarak gömülebildi.

Elbette ölüsüne husumet güdülerek intikam alınırken asıl cezalandırılan yine bir kadın oldu. Evladını gömemeyen bir anne, “Ne yapayım? Çöpe mi atayım oğlumun cenazesini?” dediBu isyanı dahi trajik bulmayacak kadar, insanlıkla arasına mesafe koymuştu demek kitleler.

Özgecan ‘ideal kurban’dı bu toplum için

Özgecan’ın katilinin ölüsüne bile tahammül edilememesinin nedeni işlediği suçun hukuk tabirle ‘toplumda infial yaratmış’ olmasıydı. Duyarlılık ve infial eşiğinin varlığı ve varsa da nerede olduğu epeyce tartışmalı olan toplumumuzda büyük bir sarsıntı yarattı bu suç. Zira Özgecan ‘ideal kurban’dı bu toplum için…

Masum bir güzelliği vardı, okuldan dönüyordu, içkili değildi, gece vakti tek başına sokağa çıkmamıştı, mini etek giymemişti, okulundan çıkmış evine gidiyordu velhasıl ‘tertemiz’ bir kız çocuğuydu Özgecan…

Tecavüzcüyü mazur göstermeye elverişli hallerden hiçbiri yoktu ortada. Ki o mazur gösterecek haller kadınlar için akıllarından zinhar çıkarmamaları gereken sınırlara tekabül ediyordu aslında. Gece yarısı tek başına bardan dönüyorsan, üstünde de mini etek varsa elbette ki sen aranmışsındır bir kadın olarak, yeterince mağdur ve yeterince masum değilsindir artık. Hele hele tecavüzcü, örneğin bindiğiniz minibüsün şoförü gibi hiç tanımadığınız biri değil de çevrenizden biriyse ‘Mutlaka bir bit yeniği vardır’ işin içinde. Bir telefon mesajı ya da davetkâr bir gülüş, kadının rızası olduğunu ispata yarar her şey pek kıymetli delildir öylesi bir durumda.

Ama Özgecan Aslan cinayetinde bunlardan hiçbir yoktu işte.

Gerçek kinin sebebi

O halde kurban bu kadar ‘hakiki bir kurban’ olduğuna, toplumun yazılı olmayan tecavüz kriterleri dahilinde de masum olduğuna göre bunu yapan ancak bir canavar olabilirdi değil mi? Bu toplumda doğmuş büyümüş, bu ülke insanlarıyla bir arada yaşamış birisi böyle bir canilik yapamayacağına göre (!) bu kişi yok edilmesi gereken hastalıklı bir hücre olabilirdi ancak.

O hastalıklı hücreler ki toplumdan parçalar taşıyorlardı aslında. Onlara baktıkça kendisinden bir parça görüyor olmanın öfkesiydi ‘linç etmek isteyen’ kalabalıkların gerçek kininin sebebi.

Linç eğilimi içindeki ‘kışkırmaya hazır bekleyen’ hassas (!) kalabalıkların özelliği aynı suçu işleme potansiyeli taşımalarıdır aslında. Ölüm cezasını savunanların ortak özelliği ise suç işleyen insanı ortadan kaldırdıklarında ‘suç’ kavramının da ortadan kalkacağı yanılgısı içinde olmaları ve devletin görevinin suç işleyenden toplum adına intikam alınması olduğunu sanmalarıdır. Az gelişmişliğin iki farklı tezahürüdür aslında.

İşte Suphi Altındöken ivedilikle ortadan kaldırılması gereken ‘kötü tohum’du bu toplum için. O ortadan kalktığında yüreği ferahlayacaktı herkesin. Fakat heyhât, idam cezası yoktu işte memlekette.

‘Toplumun namusu temizlendi’ ama…

Neyse ki adaleti sağlayacak ‘kurtarıcı kahramanlar’ hâlâ vardı ülkemizde ve imdada yetişti. Cezaevindeki bir pavyon sahibi… Evet evet yanlış okumadınız, geçimini kadınları sömürerek sağlayan bir mafya, Özgecan Aslan ‘ın katilini ortadan kaldırdı. Her kim olursa olsun kişilerin can güvenliğinin devlet koruması altında olması gerektiği cezaevi sınırları içinde hem de.

Böyle bir toplum düzeni içinde hiç de şaşırtıcı değildi aslında, sabıkalı bir pavyoncu tarafından ‘toplumun namusu temizlenmişti.’ Kendisine yakın gelecekte devletin üstün hizmet madalyası vermesi ihtimal dahilindedir, suç ve suçluyla mücadelede mafya artıklarıyla kolektif çalışma yürütmek yerleşik uygulamalarımızdan biridir zira.

Özgecan öldürüldükten sonra yüzlerce kadın daha tecavüze uğradı ve öldürüldü ülkemizde. Özgecan’ın trajik sonu başka kadınların hayatının kurtulması için bir umut ışığı olamadı, aksine hızla arttı onunla aynı kaderi paylaşan kadınların sayısı. Ne devlet yükümlülükleri konusunda bir adım attı ne de toplum bunu bir ‘gerçekle yüzleşme fırsatı’ olarak görüp sağlıklı bir tartışma başlattı. Yargı kararları da siyasi söylemler de erkekleri cesaretlendirmeye devam etti aksine.

İçimizdeki katil ve tecavüzcü erkeklerin hangi elverişli koşullar altında serpilip büyüdüğünü, içinde debelendiğimiz ikiyüzlü muhafazakâr âhlakın ne tür musibetlere vesile olduğunu düşünüp sorgulamak yerine tecavüzcüyü ortadan kaldırmak son derece pratik bir çözümdü. Elimizi kirletmemize de gerek yoktu üstelik.

Memleketin insanı sahipsiz değilmiş!

Pavyon sahibi mafyanın kardeşinin açıklamalarını okudum sonra. Abisiyle gurur duyuyordu; hemşerileri Facebook profillerine fotoğrafını bile koymuşlardı hatta.

Şöyle diyordu gururlu erkek kardeş: “En azından adam gibi adamlar olduğunu bilmek de yeri geldiği zaman güzel bir şey. Çünkü insan kendini güvende hissediyor. Bu memleketin insanı sahipsiz değil.”

Bence haksız değildi bu kişi. Memleketin sahipleri belliydi. Adaletin olmadığı toplumlarda bozuk düzen kendi adalet mekanizmasını devreye sokar, yeni kahramanlarla tanışmaya hazırdık artık.

Artık hepimiz rahat bir nefes alabiliriz, çünkü memleketimizde hukukun sınırları net olarak çizilmiştir: Kadınlar gece vakti sokaklarda tek başına dolaşmaz, dekolte giymez, erkeklerle yakınlaşmaz, mazbut bir hayat sürdürürse tecavüzden korunmaları mümkündür ama ola ki istisna yaşandı filan o zaman da bunun hesabını soracak yiğit erkekler çıkacaktır muhakkak ve temizleyecektir toplumun kirlenen namusunu…

Memleketin insanı sahipsiz değildir. Pavyon sahibi hükümlülerdir bu düzenin bekçileri ve de huzur ve güven içinde yaşamamızın teminatı.