AZİME ACAR
Can Dündar ve Erdem Gül’ün ‘gazetecilik’ten yargılandığı dakikalarda, radikal.com.tr’de son yazılar toparlandı ve yayın hayatına veda edildi.
Ekim 1996’da yayın hayatına başlayan Radikal gazetesi daha bir ayını doldurmadan Türkiye ‘Susurluk kazası’nı yaşadı. Susurluk’la ilgili haber takibi ve ‘Karanlık ilişkiler ağı’, ‘Devlet çetesi” gibi manşetleriyle gazetenin tirajı kısa sürede 720 bine çıktı.
İlk yayın yönetmeni Mehmet Y. Yılmaz, Radikal’in ‘dijitale dönüştüğü’ günlerde verdiği bir söyleşide, ‘basılı’ kısmının kapanmasını ‘aktif gazetecilik yapamamasına’ ve ‘bir orada, bir burada görünmesine’ bağlamıştı.
Böylece Radikal’in Haziran 2014’te ‘Bize ayrılan kağıdın sonuna geldik’ diyerek başladığı dijital yayın macerası 25 Mart Cuma günü sonlandı.
‘Üzülmeyin gazeteci milleti’

Yazarlarına bile doğru düzgün duyurmadan gelen bu ani vedayla ilgili rivayet muhtelif ama Radikal’le yolu kesişen gazetecilerin paylaşımlarındaki ortak nokta hüzündü. Hatta, Hasan Cemal, meslektaşlarına twitter üzerinden şu sözlerle seslendi; “Üzülmeyin gazeteci milleti, bizim yolculuğumuz uzun soluklu bir maratondur!”
Stop Press

Radikal, yayıncılığa tümden veda ederken, benzer bir kaderi İngiltere’nin The Independent gazetesi yaşadı. Gazete geçen hafta sonu kağıt baskısını sonlandırıp dijital yayına geçiş yaptı. The Independent, birinci sayfasında kırmızı renkle ‘STOP PRESS’ manşetini atarak baskının durduğunu, mürekkebin kuruduğunu okurlarına duyurdu.
Son başyazıda ise dünyadaki diğer gazetelerin kaçınılmaz olarak bu yolu izleyeceği öngörüsü yer aldı.
The Independent, 1986’da yayına başladığında, İngiltere’de ulusal gazetelerin toplam tirajı 15 milyondu. Bugün 8.5 milyona düşmüş durumda. Bir zamanlar tirajı 400 bini aşan The Independent son dönemde 50 bini bile bulamıyordu.
Meraklısı için not düşelim: Filmi de çekilen ‘Bridget Jones’un Günlüğü’ romanı, gazeteci yazar Helen Fielding’in The Independent’taki köşesinin adıydı.
Haberlerin önce internette tüketildiği bir çağda, ‘kağıda veda’ öngörüsü tutar mı, yaşayıp göreceğiz. Tartışmalar hala ‘Mümkün değil’ ile ‘Kaçınılmaz son’ arasında sürüp gitmekte.
Haberlerin önce internette tüketildiği bir çağda, ‘kağıda veda’ öngörüsü tutar mı, yaşayıp göreceğiz. Tartışmalar hala ‘Mümkün değil’ ile ‘Kaçınılmaz son’ arasında sürüp gitmekte.
Gazetecinin basın danışmanıyla sınavı

Gelin, bu hafta iki vaka üzerinden ‘gazetecilik halleri’ne de bir göz atalım. Biri Fox Haber’den, diğeri CNN Türk’ten…
Bu hafta, Reza Zarrab’ın Amerika’da tutuklanmasının ardından medyanın ilgisi bir anda Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a döndü. Neden mi?
Dokuz ay önce, Türkiye İhracat Meclisi’nin töreninde Reza Zarrab ödülünü Numan Kurtulmuş’un elinden almıştı. Ertesi gün Meclis’te uzatılan mikrofonlara pişmanlığını dile getiren Kurtulmuş, “Keşke bu ödülü verecek olanlar bize daha önceden ismi söylemiş olsalardı. Biliyor olsaydım o karenin içinde yer almazdım. Bu karenin ortaya çıkması herhalde en çok bana rahatsızlık vermiştir” demişti.
Gazetecilerin “Neden rahatsız oldunuz?” sorusunu ise “Peki, teşekkür ederim” diyerek, yanıtsız bırakıp uzaklaşmıştı.
İşte bu nedenle, en çok onun yorumu merak ediliyordu.
Nitekim, İstanbul’da ilk karşılaşmasında Fox muhabiri, “Numan bey, kısa bir sorumuz olacak” diye seslendi.
Kurtulmuş’un Basın Danışmanı Ali Öztürk -ki kendisi de eski bir gazetecidir- Fox muhabiri Öznur Aslan’ın sorusunu elbette tahmin etmişti.
Derhal araya girerek, gazeteciyi iteledi ve “Terbiyesizlik yapma” diye uyardı.
Sonrası medya ilişkileri sorumluları için bir ders gibiydi.
‘Gazeteciliği sizden öğrenecek değiliz!’
Ama o da ne? Bir gazetecinin ‘soru sorma’ çabasının ‘cesaret’ olarak tanımlandığı günlerdeyiz malum. Muhabir, susup geri çekilmek yerine, tüm sakinliğiyle danışmana ‘gazetecinin işinin soru sormak olduğunu’ hatırlattı. Ama, danışman kararlıydı: “Yapmayacaksın! Ben basın danışmanıyım, yapmayacaksın!”
Gazeteci, bunun üzerine, “Siz bana soru sormayın dediğinizde, ben sormuyorum diyemem” dedi. Fox kameramanına dönüp, “Kayıt alma” uyarısı yapan Öztürk, ardından gazetecilik derslerine başladı: “Başbakan Yardımcısı’na sokakta soru sorulmaz.” Gazetecinin her yerde soru sorabileceği yanıtı karşısında ise gazeteciyi ‘provokasyon yapmak’la, ‘ortamı germek’le suçladı ve ekledi: “Hanımefendi, gazeteciliği sizden öğrenecek değiliz!”
Kayıtta ve yayında

Tüm bunlar olurken, Fox Haber’in kameramanı, danışmanın uyarısına rağmen kayıttaydı. Fox Ana Haber Sunucusu Fatih Portakal, bu görüntüleri gazetecilerin ve basın danışmanlarının görev tanımlarıyla aktardı, muhabir ve kameramanı alkışladı.

Sonrası mı?
Portakal, Kurtulmuş’un ‘yaşananlardan duyduğu üzüntüyü’ bildirdiğini, Öztürk’ün de Aslan’ı arayarak ‘yaptığının hatalı olduğunu, özür dilediğini’ aktardı.
Oysa, soru sormak isteyen gazeteciye sadece “Soru almıyoruz” demesi yeterli olabilirdi.
Gazetecinin kefaletle sınavı

Basın dünyasıyla ilgili ikinci vaka, Ensar Vakfı’na ait Karaman’daki evlerde çocukların cinsel istismara uğramasıyla ilgiliydi.
Birgün Gazetesi’nden Serbay Mansuroğlu imzasıyla 12 Mart’ta gündeme taşınan konu tam bir gazetecilik sınavına dönüştü.
Sorumlulardan, sanki tecavüze uğrayan çocuklar değil de vakıfmış gibi açıklamalar peş peşe geldi. Ama en çok da bir kadın ve anne olarak Sema Ramazanoğlu’nun açıklamaları eleştiri oklarına hedef oldu.
İşte tam bu arada, Hürriyet Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek, bakan Ramazanoğlu’na kefil oldu, 24 Mart Perşembe günü CNN Türk’teki yayında şunları söyledi: “Ben çok yakından tanırım. Kendisini de biliyorum bir kadın olarak, bir anne olarak böyle bir şeyi, hani kendisine atfedilen düşünceyi aklından geçirmesini bile mümkün olmadığını adım gibi biliyorum.”
Oscar ödüllü ‘Spotlight’ filminde de anlatıldığı gibi benzer bir rezaletin peşine düşen araştırmacı gazetecilik bir yanda, kefalet gazeteciliği diğer yanda.