Cem Küçük, bu dönemin bir fenomeni. En hakaretamiz cümleler, onun kaleminden dökülüyor. Düşünen ve görüşlerini açıklayan insanlara karşı en ağır saldırıları onun sütununda okumak mümkün.
Son zamanlarda “medeni ölü” diye bir kavramı benimsemiş, her vesileyle bunu dile getiriyor. Bir seferinde Aydın Doğan’a “Merhametimize sığınmak istiyorsan, Nazlı Ilıcak’ın Pazar Gezmesi programını kaldır” diye yazmış, beni, “medeni ölü” olarak görme arzusunu seslendirmişti. Şimdi de, YÖK’ün ve üniversitelerin, bildiriyi imzalayan akademisyenleri işlerinden atmalarını, ortada bırakmalarını, onların “medeni ölü” haline getirilmesini talep ediyor.
Ama, “yeni yetme” bir genç olduğu için, bu noktada önemli bir yanılgısı var. Meselâ, Kenan Evren, Picasso’nun resimlerine bakarak, kendisinin aynı tabloyu çizebileceğini sanmıştı. Ama Picasso olmak için, nasıl uzun bir mesai ve derin bir kabiliyet gerektiğini göz ardı ediyordu. Aynı bu örnekte gördüğümüz gibi, yıllarını mesleğine vermiş ve bu yoğun mesai sonucunda belirli bir seviyeye gelmiş insanlar, işlerini kaybedince “medeni ölü” olmuyor.
Cem Küçük, her an kırağı çalma tehlikesiyle karşı karşıya. Üstelik onun için, “medeni ölü” de diyemeyeceğim. Zira, dirisi de, ölüsü de, ancak Lümpen olabilir.