ÇAĞLAR EZİKOĞLU*
1 Kasım seçimleri büyük sürprizlere gebe bir seçim olması tahmin ediliyorken, dün itibariyle o sürprizin aslında kamuoyu tarafından beklenmedik yerden geldiğini gördük. Tüm anketlerde yüzde 42-43 bandında yer alan iktidar partisi AKP yüzde 49’dan fazla oy alarak tek başına iktidarını perçinledi.
Tabii bunu müteakip özellikle muhalif kesimlerde bu sonuçların hem şaşkınlığı hem de bu sonuçları analiz etme çabası başladı. Çaba diyorum zira öyle büyük çelişkiler mevcut ki bu durum aslında siyasi düzlemde analiz yapmaya çalışan gazetecilerin, yazarların, anket şirketlerinin ne kadar yetersiz olduğunu gösteriyor.
13 yıldır kurtulamadığımız bir hastalık
7 Haziran seçimleri için Birikim’de kaleme aldığım yazıda, Türk liberallerinin ve aydın kesimin yıllardır yaptığı en büyük hatanın, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı küçümsemek olduğunu söylemiştim. Ve aynı yazıda, artık AKP’nin misyonunu tamamlamak üzere olduğunu ve Erdoğan’ın tek hedefinin başkanlık sistemine geçerek tek adam rejimini ilan etme olduğunu söylemiştim.
7 Haziran seçimleri Erdoğan için bir dönüm noktası olacakken, hem seçim öncesi Kürtlere yönelik ayrımcı ve baskıcı bir politika izlemesi, hem de AKP tabanı içerisinde milliyetçi kanadın çözüm sürecine tepkisini göz ardı etmesi AKP nezdinde ciddi bir oy kaybına yol açmıştı. Ama daha da önemlisi kendisine sıkı sıkıya bağlı AKP seçmeninin şu anki Genel Başkan AhmetDavutoğlu’nu bir lider olarak görmüyor oluşu da diğer ciddi bir sorundu AKP açısından. Bütün bu sorunlar birleşerek 7 Haziran’daki tabloyu yarattı ve bu tablo üzerinden bahse konu Türk aydın ve liberalleri zafer çığlıkları atmaya başladı.
Bu zafer çığlıklarının daha o zamandan atılmaması gerektiği kanaatinde olan birisi olarak, Erdoğan’ın her ne surette olursa olsun seçime gideceğini düşünüyordum ki Erdoğan olası koalisyon ihtimallerine darbe vurma pahasına bu erken seçimin kapılarını açtı.
Hem bu platformdan hem de başka yerlerden çok sayıda anket okuduk gördük. Şimdi anket şirketlerinin yanlışlarını veya yetersizliklerini tek tek değerlendirecek değilim. Yalnız başta Özer Sencar’ın Metropoll’ü olmak üzere bazı anket şirketlerinin ‘Erdoğan’ın siyasete müdahil olmasını destekliyor musunuz’ sorusuna bağlı anketler yapıp, ‘Bakın işte AKP seçmeni de istemiyor’ diye sonuçlar çıkarmasına fazlasıyla şüpheyle karşılamıştım. İşte bu tip anketlerle harekete geçen muhalifler, AKP’nin yüzde 40’dan aşağıya düşeceğine ve artık geri dönülemez bir yola girdiğine dair umut satmaya son hızla devam etti.
Maalesef Türk akademisi, basın-yayını veya aydın kesimlerinde ‘hatasını kabul edememe’ kibri yıllardır var. 7 Haziran seçimlerinden sonra ‘Halk koalisyonu istedi’ diyen, hatta bu seçimlerden önce sürekli koalisyon mesajları veren Aslı Aydıntaşbaş gibi gazeteciler, dün ekrana çıkıp ‘Halk aslında koalisyon istemedi’ demek suretiyle garip öngörülerine devam ediyor. Bu öngörü noksanlığı elbette hatalı tahminleri kabullenmeme noktasında ama daha vahim olan hala Erdoğan’ın tek adam rejimine gidiş yolunda kazandığı bu zaferi küçümsemek.
Seçimle git-me-ye-cek
Diken yazarı Kadri Gürsel dün hem televizyonlarda hem de bu platformda ‘Enseyi Karartmayın’ başlığıyla bir yazı kaleme aldı. Gürsel’e göre, AKP iktidarının bu seçimlerdeki başarısı tamamen suni bir başarı olup ilk başarısızlıkta AKP’yi daha da geriletecek.
Gürsel’in de, diğer muhalif yazarların da yanıldığı bir nokta var. O da bu başarı tamamen Erdoğan’ın zaferidir. AKP genel başkanı sıfatıyla miting yapan siyasetçi ile neredeyse aynı sayıda miting yapan ve AKP için oy isteyen, koalisyon süreçlerini baltalayıp ‘Fiili başkanlık sistemine geçmeliyiz’ diyen, kendisine tamamen bağlı iktidarın başta basın özgürlüğü olmak üzere yaptığı bütün insan haklarına aykırı işlere sahip çıkan ve bütün bu süreci 2023 hedefi yolunda bir mücadele olarak adlandıran Recep Tayyip Erdoğan’ın ta kendisidir. Bütün gece ekranlarda dolaşan ‘Seçmen ne mesaj verdi’ sorusunun yanıtı da burada gizli…
Seçmen açık ve net bir şekilde beş ay boyunca yaşanan ve hızı artan istibdat yönetimine, ‘paralel yapı’yla hukuksuz bir şekilde sürdürülen mücadeleye, Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla binlerce kişinin tutuklanmasına, Ankara’da katledilen vatandaşların katillerinden hesap sorulmamasına ve daha nice vahim olaya onay verdi.
İşte bu onay ve Erdoğan’a bu destek enseyi daha da karartmamıza yol açacaktır ilerleyen günlerde. Herkes seçim sonuçlarını analiz etmeye çalışadursun, Erdoğan’ın bu zaferi, onun tek adamlık yolunda belki de elde ettiği en büyük zaferdir. Beş ay boyunca ilmek ilmek ördüğü planı tamamen başarıya ulaşmış, önce terör olayları şiddetlenirken koalisyon görüşmelerini baltalayarak erken seçim kararını zorlamış; daha sonra MHP’den yüzde 3 ve Saadet’ten yüzde 2’lik oyun AKP’ye kaymasını başarmıştır.
Herkesin şaşkınlıkla izlediği bu süreç aslında cumhurbaşkanlığı seçimlerine bakarsak çok da şaşırtıcı değil. Yüzde 45 civarı bir oyla yeniden tek başına iktidarını öngördüğüm AKP’nin, oy oranı açısından şaşırdığım tek noktası Kürtlerden destek bulabilmesi. Yıllarca Dersim’de CHP’nin aldığı oyları ‘Stockholm Sendromu’ olarak nitelendiren Kürt siyasi hareketinin, Ankara katliamı sonrası benzer bir sendroma yakalanması da ironik bir gelişme.
Ama bütün bu analizlerin şu anda bir değeri yok. Zira bütün bu baskıcı rejim uygulamalarına sahip çıkan ve Erdoğan’ın siyasete müdahil olmasını daha da şiddetli bir şekilde destekleyen yüzde 40’ın üzerinde bir seçmen kitlesi var. Böyle bir kitleye sırtını dayayan insan, o ülkede tek adam rejimini de getirir, aklınıza gelen başka ne varsa onu da yapar. Daha da vahimi, böyle bir kitle bu hareketin seçimle hiçbir suretle gitmeyeceğini de bizlere gösterir.
İşte bu yüzden enseyi karartma vaktidir Türkiye için…
* Aberystwyth Üniversitesi Uluslararası Siyaset Departmanı Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı