Diyorlar ki: “Gazeteciler susarsa, Türkiye’miz susar.”
“Akit susturulmasın” derler mi bu arkadaşlar?
Asla.
Tam aksine, “Akit’i susturun” derler, diyorlar zaten. Hemen somut örnekleri vereyim:
Murat Ağırel, geçtiğimiz ay yanına 5 kişiyi daha alıp “Saraçhane Bülbülleri” başlıklı haberimiz için dava açtı.
“Susturun Akit’i” diye talep etti. Hatta tazminat istedi. Hatta yapılmış haberin internet sitesinden kaldırılmasını istedi.
Hani siz ne diyordunuz:
“Gazeteci susarsa, Türkiye susar.”
Biz gazeteci değil miyiz?
Niye bizi susturmak istiyorsunuz?
Sorun sadece Murat Ağırel değil.
Özgür Özel de geçtiğimiz aylarda Akit’e dava açtı. O da Akit’in susturulmasını istedi.
Ama bakıyorsunuz, halkı meydanlara çağırıyorlar, “Gazeteciler susturulamaz” diyorlar.
Gazeteciler susturulamaz ise bizi niye susturmak için mahkemelere koşuyorsunuz?
Aslında bunlar, gazetecilerin susturulmaması talebini, iftiralarının engellenmesini önlemek için istiyorlar.
“Gazeteciler susturulmasın” diyorlar ki bakanlara iftira atabilsinler.
Bakanların babalarının ismine bakıp, yüz binlerce aynı isim ve soyadda insan var iken, bambaşka birisinin fonda yaptığı alışverişi bakana hamletsinler, iftirayı atsınlar.
Sonra hesap sormaya sıra gelince, “Gazetecileri susturmak istiyorsunuz” desinler.