Balon tartışmasındaki asıl soru dönüp dolaşıp yapay zeka için bugün yapılan büyük ölçekli yatırımların yarın bu yatırımları karşılayacak ölçüde gelir ve kâr üretip üretmeyeceğine geliyor. Önümüzdeki dönemde yapay zeka yatırımlarının yeterli kârlılığı sağlayıp sağlayamayacağı, bu teknolojik ilerlemelerin ekonomide ne ölçüde verimlilik artışına, yeni gelir alanlarına ve kalıcı bir talebe dönüşeceğine bağlı olacak.
Bu tartışmayı başka bir yazıya bırakırken, kârlılık üzerinde maliyet ve rekabet tarafından şimdiden belirginleşen bazı baskılara dikkat çekmek gerekiyor.
Birincisi, veri merkezleri ve hesaplama kapasitesi büyüdükçe hızla artan enerji ihtiyacı ve buna bağlı enerji maliyetleri.
İkincisi, yüksek bant genişlikli belleklerden depolama aygıtlarına ve gelişmiş yarı iletkenlere kadar temel girdilerde yükselen fiyatlar.
Üçüncüsü, özellikle Çin’den gelen açık ağırlıklı, daha küçük, daha ucuz ya da ücretsiz modellerin yarattığı rekabetin büyük ve pahalı modellere dayanan mevcut iş modellerinin fiyatlandırma gücünü ve kâr marjlarını baskılaması.
Dördüncüsü ise teknolojik eskime nedeniyle sabit sermayenin ekonomik ömrünün kısalması.
IMF’nin büyük teknoloji şirketlerinin muhasebe verilerine dayanarak yaptığı hesaplamaya göre maddi sabit sermayenin faydalı ömrü yaklaşık yedi yıl olsa da GPU’ların ve ileri düzey çiplerin teknolojik eskime nedeniyle bundan çok daha kısa sürede değer kaybetmesini bekleyebiliriz. Bu da bir yandan yapılan yatırımların kâra döndürülmesi gereken süreyi kısaltırken bir yandan da mevcut kapasite henüz fiziksel olarak eskimeden yeni yatırım ve yenileme ihtiyacı yaratıyor.
Burada yapay zeka yarışının bir çelişkisi de ortaya çıkıyor: Şirketler sürekli daha fazla sabit sermaye yatırımı yapmak zorunda kalırken, rekabetin hızlandırdığı teknolojik gelişme daha önce yapılan yatırımların değerini de hızla düşürüyor.