Demokrat Parti’nin kurulduğu 1945’ten günümüze uzanan bu gelenek sandığı, yani seçmenin tercihini her şeyin üstünde görüyordu. Çünkü seçim sandığından çıkıp gelen siyasi iktidarların yetkisini ve gücünü sınırlandırma eğiliminde bir bürokratik yapı vardı karşısında.
Seçim sandığını neredeyse fetişleştiren sağ siyaset geleneğinin bugünkü temsilcisi olan iktidar partisi ise herhangi bir vesayet odağının tehdidi altında değil. Kim bilir, belki bunun için sandık da kutsallığını büyük ölçüde kaybetmiş görünüyor.
Geçenlerde de benzer bir vesileyle yazmıştım: Önceki dönemlerde siyasi transferlere şiddetle karşı çıkan iktidar partisi şimdilerde sandıkta kazanamadığı sandalyeleri transferler yoluyla bünyesine katıyor. 2023’teki ve 2024’teki genel ve yerel seçimlerden bu yana mecliste AK Parti sandalyeleri boyuna çoğalıyor, AK Parti’li belediyelerin sayısı sürekli artıyor.
İşin en vahim tarafı, iktidar partisi elitleri bunu siyasi başarı olarak görüyorlar. Baksanıza… CHP adayı olarak yüzde 49 oyla seçilmiş bulunan İzmir belediye başkanının AK Parti’ye katılması “Gönül belediyeciliği şimdi İzmir’de” diye duyuruldu. Bundan önceki transferler de seçim zaferi gibi kutlandı.
Mevcut iktidar partisinin oylarını arttırmaya uğraşmak yerine sahip olduğu sandalyeleri arttırmaya çalışması sağ siyaset geleneğinin sandık hassasiyetinin de terk edildiğini gösteriyor. Söylemeye bile gerek yok, çıkmaz bir yol bu.