Türkiye muhalefeti uzun süredir iktidarın yanlışlarını teşhir etmeyi siyaset yapmanın önemli bir parçası olarak görüyor. Oysa iktidarın ne kadar yanlış yaptığını göstermek, onun yerine nasıl bir ülke kurulacağını anlatmaya yetmiyor. Muhalefet çoğu zaman iktidarın açtığı başlıklara cevap veriyor, onun belirlediği gerilimlerin içinde pozisyon alıyor. Böylece gündemi kuran değil, gündeme cevap veren bir siyaset ortaya çıkıyor.
Daha önemlisi, farklı toplumsal kesimlerin talepleri arasında siyasal bir bağ kurulamıyor. İşçi ücretini, kadın güvenliğini, Kürt eşit yurttaşlığını, genç geleceğini, belediye kendi seçilmiş iradesini savunuyor. Bunların her biri haklı ve gerekli talepler; fakat siyasal bir bütünlük içinde ele alınmadıklarında ortak bir dönüşüm fikrine dönüşemiyorlar.
Burada muhalefetin de aşması gereken bir siyasal alışkanlık var: Toplumun parçalı taleplerini yalnızca yan yana getirmek, onları ortak bir siyasete dönüştürmek anlamına gelmiyor.
Seçim dönemlerinde farklı kesimlerin taleplerini aynı metne koymak başka, bu taleplerin neden aynı demokratik dönüşüm ihtiyacında buluştuğunu göstermek başka. İlki bir ittifak kurabilir; ikincisi siyasal bir yön yaratır.
Muhalefetin sorunu bu nedenle yalnızca daha sert konuşmak, daha iyi örgütlenmek ya da daha geniş ittifaklar kurmak değil. Daha temel bir mesele var: İktidara itiraz ederken, iktidarın kurduğu siyasal çerçevenin dışına yeterince çıkamamak.