Son dönemde yaşanan fon krizi, güvensizliği açıkça tetikledi. Küçük yatırımcının birikimleri eridi, tasfiye süreçleri başladı, soruşturmalar sürüyor. Her gün yeni bir açıklama, yeni bir isim çıkıyor. İnsanlar artık sistem beni korur diyemiyor. Aksine yutar mı, kendimi nasıl savunabilirim diye düşünüyor. Bu soru sadece cüzdanı değil, ruhu da etkiliyor. Güven eriyince insan içine kapanıyor. Bırakın ekonomik ilişkileri, komşusuna, iş arkadaşına, hatta akrabasına bile mesafe koyuyor.
Sabah metroda omuz omuza sıkışmış yüzlerce insan… Herkes kulağında kulaklık, gözü telefonda. Kimse kimseye bakmıyor, kimse günaydın demiyor. Bu manzara artık o kadar alışıldık ki yadırgamıyoruz bile. Hatta telefonuna bakmayıp da etrafına bakanı garipsiyoruz. Oysa bu, sadece bir alışkanlık ya da dijitalleşmenin sonucu değil. Kendi kabuğuna çekilme. Güvensizliğin ve ekonomik belirsizliğin günlük hayata yansıyan en sessiz hâli. Kalabalıkların ortasında yalnızlaşmak, yalnız kalmak…
Siyasetin tutarsızlığı bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Dün bir partide olan isim, bugün başka bir partinin rozetini takıyor. Dün eleştirdiği politikaları bugün savunabiliyor. Bu geçişler, insanlarda ilke mi, çıkar mı ikilemini büyütüyor. Siyasete olan inanç azaldıkça toplum da asosyalleşiyor. Çünkü güven, her ilişkinin temeli. Güven olmayınca selam da olmuyor, dayanışma da. Ticari ilişkiler de zarar görüyor.