Hakkı Özdal: 'Erdoğan sonrası dönem' için bir yol tarif ediliyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Bahçeli, Erdoğan’ın üçüncü defa seçilmesini ve seçimin 2028’de yapılmasını istediklerini söyleyip, TBMM’yi “azami mutabakat ile anayasal iradesini bu yönde ortaya koymaya” yani zamanı geldiğinde kendisini feshetmeye çağırdı. “Yasama, yürütme ve yargıda temerküz edecek güçlü devlet kurumsallığı” istediklerini söyledi ama yasama ve yürütme arasında, bir başka deyişle mevcut durumda Meclis ve Saray arasında bir ayrım yaparak, yasamaya ilişkin üç konudaki hedeflerini şöyle formüle etti: 

Temsil gücü: MHP’nin oy oranı ve vekil sayısını artırmak, Türkiye’nin 1. partisi olmak. 

Kurumsal güç: Yasama organlarının yönetiminde daha fazla görev almak, daha etkin hale gelmek. 

Siyasal güç: Politika belirlemede daha etkin ve belirleyici olmak, MHP’nin stratejik hedeflerini, ekonomik ve sosyal politika önceliklerini hayata geçirmek. 

Bir hafta önce iki büyük ‘yeraltı’ grubunu ulu orta barıştıran MHP liderinin sözleri ‘3 kuşa’ birden isabet ediyor:

Erdoğan muhalefeti zor yoluyla yarışın dışına itip seçimleri de alelusul kazansa bile, bunca yozlaşmış ve kirlenmiş partiden hangi kadroları, hangi yasama grubunu toplumun ve esasen de AKP-MHP koalisyonunun iktisadi banisi olan sınıfların önüne çıkarabilecek? MHP bu zorluğu kendi siyasal varlığıyla çözmeyi öneriyor.

Şimdiden tartışılan ve AKP mahfillerindeki pek çok itiş kakışın nedeni olduğu bilinen “Erdoğan sonrası dönem” için de ahlaki ve politik olarak aynı ‘kadro sorunu’nu hem ulusal hem de uluslararası egemenler nezdinde aşacağı düşünülen bir yol tarif ediliyor.

Erdoğan’ın fiziken olmadığı koşullarda bu Türkiye enkazını zapturapt altına alabilecek despotik gücün, Bahçeli’nin deyişiyle ‘temerküz etmiş devlet kurumsallığı’nın MHP’nin ideolojik ve doktriner yapısı ile mümkün olduğu vurgulanıyor. 

Hakkı Özdal’ın yazısı