Türkiye uluslaşmasını tamamlayamamış bir toplum. O yüzden üzerinde uzlaştığımız somut normlar pek az.
Bir ara “Kopenhag kriterleri”nde uzlaşmış gibiydik. Bu yönde 1990-2005 arasında yapılan anayasa değişiklikleri iktidarların ve muhalefetlerin oybirliğiyle gerçekleşmişti.
Geride kaldı o uzlaşma yılları.
Uzlaşmadığımız kavramlardan biri “hürriyet”tir. Niye “hürriyet” diyorum? Namık Kemal’in “Hürriyet kasidesi” zihinlerden büsbütün silinmesin diye… İstiklal Marşı’mızdaki “istiklal, hürriyet” kavramlarının yanında parantez açıp “bağımsızlık, özgürlük” diye yazmak, kavramların ruhunu katletmek durumunda kalmayalım diye…
T24 refikimize toptan erişim engeli konulup tamamen kapatılması, normal bir olay değil. Siyasi iklime göre, aynı kanun metninin nasıl farklı uygulanabileceğinin örneklerinden biri…
Geçmişte anayasaya yazdığımız, kanunlara koyduğumuz tanımların nasıl tersine uygulanabileceğinin örneklerinden biri…
Siyasi tarihimizde saygın bir yere sahip olan Demokratik Sol Partili Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, 28 Şubat döneminde, “halkı kin ve düşmanlığa teşvik” suçunu mahkemelerin eski 163. madde gibi uygulamasını eleştirmişti.
Erdoğan da okuduğu şiirle “halkı kin ve düşmanlığa teşvik etti” diye mahkum edilmiş, Yargıtay duruşmasız verilen mahkumiyeti onaylamış, hukuk bilgini Selçuk Selçuk “Yargıtay hukukun temel ilkelerini yıkmıştır” diye yazmıştı. (Özlenen Hukuk, s. 234)
Epey zamandır yargı el değiştirdi, ‘kılıç’ bugünün muhaliflerinin başında dolaşıyor.