Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin Özata Denizcilik hisselerindeki işlemleri hakkındaki iddialar gündemdeyken yaklaşık 2,2 milyar liranın iade edildiği haberi yayımlandı. Ardından iade yapılmadığı yönünde açıklamalar aktarıldı. Para iade edildi mi? Edildiyse kim tarafından, hangi tarihte, hangi hukuki işlem kapsamında? Milyarlarca liranın konuşulduğu bir konuda kamuoyu, birbirini yalanlayan kulis haberleriyle mi yetinecek?
İade tartışmasının hemen ardından böyle bir mekanizmanın açıklanması, siyasi bağlantısı olanlara bir çıkış yolu hazırlanıyor mu sorusunu akla getiriyor. Kuşkuyu giderecek olan yeni kulis bilgileri değil, işlemlerin ve kararların açıklanmasıdır. İnceleme de fon yöneticileriyle sınırlı kalamaz. Fonların hangi hisseleri kimlerden, hangi fiyatlarla aldığı; çöküşten önce kimlerin sattığı; bu kişilerle iktidar sahipleri arasındaki ilişkiler araştırılmalı. Bugün paranın peşine düşen kurumların dün ne yaptığı da: Şüpheli işlemler ilk ne zaman fark edildi? Hangi uyarılar geldi? Müdahale neden o tarihte yapıldı?
Tasfiye, denetim geçmişini silen bir işlem değildir. Benim kaygım şu: Küçük yatırımcıya bir miktar ödeme yapılarak tepki yatıştırılacak, büyük kazançlar için gönüllü iade yolu açılacak, ardından “mağduriyetler gideriliyor” denilerek dosyanın üzeri örtülecek. Kazancı cebine koyanın ne kadar iade edeceği kendi isteğine bırakılırken, zararı üstlenen yatırımcı kalan parasını ne zaman, ne ölçüde alacağını bilmeyecek. Zararın karşılanmasını elbette istiyoruz. Ama bunun bedeli, bu servet transferinin nasıl gerçekleştiğini sormaktan vazgeçmek olamaz.
Bunun için SPK toplam zararı, geri alınan tutarları ve kalan açığın nasıl kapatılacağını düzenli olarak açıklamalı. İade yapanların işlemleri incelemenin dışında tutulmamalı. Sorumluluk zinciri birkaç fon yöneticisiyle sınırlı kalmamalı. Paranın iadesi, hesabın kapatılması değildir.