Kitap yayıncılığı bir dizi vadeli işleme dayanır. Basılan bir kitabın gelirinin satışla geri dönüşü ortalama altı ayı, bir yılı bulabilir. Kitabına göre yıllara da yayılabilir. Bunun için matbaaya, kâğıda vadeli ödeme yaparsınız. Zincirdeki dağıtıcı ve kitapçı da vadeli alır ve satar. İşte faiz ve enflasyon, evet, ikisi birden, bu vadeli piyasayı tahrip eder. Bu felakete “stok maliyeti”nin patlaması da diyebilirsiniz.
Göktürk’le bu konuya da girdik. Yukarıda anlattığım “ver parayı, basayım kitabını” mantığı Ötüken’in yapacağı iş değil. Fakat ekonominin gerçekleri de önümüzde. İşte o cendereden kurtulmanın bir yolu, kitapları azar azar basmak. Eskiden kitaplar ilk baskıda birkaç bin basılırdı. Sonra bin baskı standart hâle geldi. Yazarın alacağı telif de baskı sayısıyla orantılıdır. Göktürk, “Şimdi 300-400 basıyoruz.” dedi.
Bunda teknolojinin de rolü var. Klasik baskı metodunda, kitabın sabit maliyeti yani baskı sayısı ne olursa olsun sarf edeceğiniz para yüksekti. Baskı adedi arttıkça birim başına maliyet düşerdi. Şimdi dijital yayımcılık sayesinde sabit maliyet çok geriledi.
Stok maliyetini hesaba katarsanız “talep üzerine baskı ~ print on demand” ekonomik hâle geldi. İstatistiklere akseden sayılar da bunu gösteriyor. Başlık başına verilen ISBN her yıl rekor kırıyor. Fakat bandrol sayısı öyle değil. Kitap çeşidi artarken kitap başına baskı sayısı azalıyor.
Baskı sayısı üzerinden telif alan yazara gelince… Kendine başka bir iş bulsa iyi olur.