Yaşanan finansal felaket, kamu görevinin ya da bir yetkinin özel çıkar için kötüye kullanılması tanımının ötesine geçmiş bulunuyor. Alınacak tutumun da buna göre şekillendirilmesi gerekiyor.
Sorunun yapısal kaynağını gözden kaçıran yüzeysel yaklaşımların, yolsuzluğu ‘kader’ olarak gösterme ve aşılması konusunda umutsuzluk yaratma tehlikesi de akıldan çıkarılmamalıdır. Sadece yüzeyde ve görünür olana odaklanan bir anlatının insanlara yolsuzluğa son verilemeyeceğini düşündürtmesine izin verilmemelidir.
Bu doğrultuda, siyasal iktidarın borsa zeminini nasıl araçsallaştırdığını, nasıl partizan çıkarları uyarınca yönettiğini ve bütün bunların siyaseten hayatta kalma hedefine nasıl uyarlandığını görünür kılmak gerekiyor. Siyasal bağlantıları güçlü firmaların ayrıcalıklı erişim imkânlarını ve nasıl daha güçlü bir konum elde ettiklerini göstermek gerekiyor.
Açlık düzeyindeki yoksulluk ortamında, sermaye piyasalarının talanını, faillerini ve yöntemlerini bilsek de gasbettikleri kaynağın gerçek miktarını bilemediğimiz dolandırıcılık sistemini ve bir bütün olarak Türkiye’de otoriter kapitalizminin geldiği noktayı görünür kılmaktan ve ona karşı direnmekten başka çaremiz yok.