Nâzım'la İzmir'de Romantika
N

C. Hakkı Zariç
C. Hakkı Zariç
Şair, yazar ve editör. 1999’dan bu yana yazıları ve kitapları yayımlanmaktadır. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Manos Kitap ve Yeni e dergisinde editörlük çalışmalarını sürdürmektedir.

TKP yılları, şairliği, hapishane hayatı bilinir Nâzım’ın ama Hafız Burhan sevdiğini ve onun sesinden ‘Yeşil Kurbağalar’ dinlediğini bilmiyordum. Urfalı Baki Yurtsever’den ‘Mezarımı yol üstüne kazsınlar‘ı da sevdiğini ve dinlediğini bilmediğim gibi. Memleketini özleyen bir şairin Hafız Burhan’ın ya da Baki Yurtsever’in plaklarından birine ulaşması ve dinlemesi ne büyük saadet.

Nerede dinlemiştir diye düşündüğümde, yazı masasının başında, penceresinde karagöz çıkartmaları, duvarında Tolstoy fotoğraf olduğu halde, cıvıl cıvıl perdelerin arkasında düşünüyorum şairi. Radyosunun üstünde dünyanın her yerinden gelen çıkartmalar, duvarın boş yanında Don Kişot ya da boğa güreşi resimleri, belki Anadolu’dan gelme bir toprak testi… Memleket havalarını özlemek ve kalbi o özlemle yormak için..

Hep yaşayan bir Nâzım oldu aklımızda, ne olursa olsun teslim olmayan, “Yaşamak güzel şey be kardeşim” diye çınlayan sesiyle var oldu hayatımızda şair. Onunla direndik, onunla aşık olduk, onunla özledik, efkarlandık, çocuklara onunla hayret ettik ve dünyayı onunla anlamaya çalıştık.

Dünyanın bir yerinde kiminle edebiyat üzerine konuşsak, söze Nâzım’dan başladı.

Sayısız dile çevrilen kitaplarının kapaklarını görmüştüm yıllar önce. Arapça da vardı içlerinde Arnavutça da Çince de. Nilüfer’de gezmiştim o yıllar.

Yanılmıyorsam 2002’de Taksim’de, Piraye’nin adını kazıdığı saatini ve kayışını görmüştüm. Orada ‘Bugün Pazar’ diye başlayan şiirin el yazısına ve çalışma notlarına tanık olmuştum. Berrak, güzel bir yazı, samimi ve içten gelmişti. Saatinin kayışına kazıdığı Piraye yazısı şiirde olduğu kadar gerçekti üstelik.

İzmir’de Romantika

Heves ve şaşkınlık dolu bir sergi dolaştım, Nâzım için İzmir’de fuar alanı içinde açılan sergide uzun saatler geçirdim. Çocukluğundan başlayıp mezarında biten bir serginin içinde daha önce gördüklerim de vardı, fikrim olan şeyler de ama ilk defa gördüklerim her şeyden daha çoktu ve aklımdaki Nâzım’a yeni bir direnç kattı.

Bizim ‘Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim‘ diye bildiğimiz kitabın adı, evvela ‘Romantika’ olarak düşmüş şairin aklına. Kızıl çetecinin romantikası işte. İşçi Kerim’in, Suphi’nin, yaşamın, daha güzel, daha haklı, daha dolgun yaşamın romantikası.

Bütün bir soy ağacı, bütün bir ömür.

Bazen çok keyifli. Gülüyor, yazarken düşünüyor, hapishaneden arkadaşlarıyla avluda, onlarla konuşuyor ya da resim yapıyor. Bez dokuyor. Mektup ya da şiir yazıyor. Yüzünde bir sakinlik, yazıyor ve yaşıyor olmanın gururu, teslim olmamanın onuruyla bakıyor fotoğraflarda.

İkinci Dünya Savaşı’nın bütün yıkımını hapishanedeki radyodan ve gazetelerden izliyor Nâzım, savaştaki bir ülkenin yoksulluğuyla bakıyor objektiflere bazen. Duvarı delip kaçmanın olanakları üzerine düşünüyor.

Doğum günü için rivayetlerin muhtelif olması sergide de sürüyor. Dedesi telgrafla “Çocuğun adını Mehmet Nâzım koyun” diyor, eniştesi günlüğünde Nâzım’ın doğumunu 17 Ocak olarak not düşüyor, Nâzım’ın kendisi partiye üye olurken 21 Ocak olarak not ediyor doğumunu. 15 Ocak kabul görüyor ama tarihler arasındaki çelişki sürüyor. Bana kalırsa Nâzım umursamıyor tarih karmaşasını, bir doğum günü kutlamayı da aklına getirmiyor olabilir. Bundan belki de arkadaşımızın doğum gününü bilmiyoruz ama bilmiyor olmamız 15 Ocak’ta onun yeni bir yaşa girmeyeceği anlamına gelmiyor.

Yıllar yılı yasaklı bir şair oldu memleketinde Nâzım. O yıllarda takma adlarla yayımlattı şiirlerini ve yazılarını. A. Kadir’e ulaştırılıp memlekete yayılan şiirlerini unutmamak lazım. İnsanlar elden ele çoğalttı, her okuyan bir sonrakine yazarak verdi elindeki Nâzım şiirini. Yasaklıydı ama elden ele okunuyordu.

Sergideki duvarların muhtelif yerlerine asılı şiirleri koparıp okuyordu insanlar. Yanlarına alıp gidiyorlardı. Komünist olduğunu asla saklamayan ve ne olursa olsun diz kırıp teslim olmayan bir şairin hayatına tanık olurken, şiirlerine de tanık oluyoruz. Koparılıp götürülen her şiir, elden ele çoğaltılan zamanların anısına bir saygı gibi dokundu içime.

Serginin açılışına dair çok şey söylendi, konuşmacılarından sponsorlarına kadar bir dizi eleştiride bulundu insanlar. Bir arkadaşlık duygusuyla seviyoruz Nâzım’ı, bir yoldaşlık duygusuyla yaklaşıyoruz ona, evden biri, sırtımızı dayayabileceğimiz, güvenebileceğimiz, yardım isteyebileceğimiz bir yoldaşımız. Bu yüzden adıyla sesleniyoruz ona, bu yakınlığı bize kendisi veriyor.

Eleştirilerin olması çok normal ve anlaşılır. Arkadaşına, yoldaşına özen gösteriyor ve sahip çıkıyor insanlar. 

Elbette bu duyarlık ve karşı koyuş anlaşılabilir. Ama ne olursa olsun tanık olduğum her ayrıntıda beni şaşkınlığa sürükleyen sergiye heves ettim.

İkinci bölümde çekilmiş amatör görüntüleri vardı. Şimdiye kadar sadece kitaplarını okuduk. Oysa her insan gibi Nâzım’ın da gündelik hayatı var, arkadaşları, ailesi, yolda yürürken ya da bir sandalyede otururken insanlarla nasıl konuşuyor dersiniz? Evet kürsüde şiir okuyan Nâzım’ı biliyoruz ama çarşı pazarda arkadaşlarıyla yan yana bir Nâzım gelmiyor gözümüzün önüne.

Bisikletine dair çok şey yazılıp çizilebilir. Ama Bursa Hapishanesi’nde dokuduğu bezlerden örnekleri görmek bambaşka bir deneyim oldu benim için. Dünya şairleriyle yan yana gelişlerinde çekilen fotoğrafları inanılmazdı.

1952 yılında Çin’de çekilen bir fotoğraf var. Üç dört sıra halinde sanırım yazar ve şairler sıralanmış, ortada Nâzım var, neden bilmiyorum elinde baston. Herkes orada olmaktan mutlu; fotoğrafın nedenini bilmiyorum, sergide de açıklanmıyor ancak Nâzım fotoğrafın merkezinde yer alıyor. O açıdan yüzlerce insanı o genişlik ve uzunlukta aynı kareye 1952’deki teknolojiyle aynı kareye kim nasıl sığdırdı anlayabilen yoktu benim çevremde.

Neden İzmir?

Bu sergi neden İzmir’de yapıldı? Sorudur, sorulmalıdır ama yanıtı yine serginin içinde Nâzım’ın İzmir yıllarında var. Elbette eleştirenler olacaktır. Mesela bu sergi İstanbul’da neden açılmadı ya da yıllarca hapishanesinde kaldığı Bursa’da? Bu soruların da muhatapları vardır kuşkusuz…

Alan uygun olsa Haydarpaşa Garı sergi için müthiş anlamlı ve güzel olur ama sanki bu şartlarda AKM daha olası, çünkü birkaç dönüme yayılan bir sergiyi, çeşitliliği sığdırmak, göstermek ve gezdirmek kolay olmasa gerek.

Melih Güneş bildim bileli Nâzım’a dair arşivi biriktirip kamusal alana açıyor. Nâzım hakkında yazdıkları, birikimi ve çabaları görmezden gelinecek gibi değil. Romantika’nın da küratörü zaten kendisi.

Sergideki her fotoğrafın, her ayrıntının, her resim altının yanıtını veriyor Melih Güneş. Çocuklar için Nâzım, tiyatro için Nâzım, roman için Nâzım, parti için Nâzım; Nâzım ve aşk, Nâzım ve masallar, operalar, yazı gereçleri, dünya sosyalist hareketiyle yakınlığı, arkadaşları için kendini ve duygusunu her defasında yeniden üreten Nâzım derken çoklu ve ayrıntılı bir çalışma çıkıyor ortaya.

Kimi çok defa sergilendiğinden kimi tekrar düşmemek için kimi yer olmadığında Melih Güneş sergide yer alamayan eserlerden de bahsedince, Romantika’nın içeriği ve kapsamı bir kez daha çıkıyor gün yüzüne. Osmanlıca bilmesem de Akbaba dergilerini görmek müthiş güzel bir duygu. Nâzım’la ilgili dünya basınında çıkan haberleri görmek ve ona verilen önemi hissetmek anlatılır gibi değil.

Yapay zekâdan da yararlanıp Saman Sarısı için incelikli bir çalışma üretmişler sergide. Nâzım’ın şiirdeki sesinin üzerine kurulan bir film yapılmış…

Uzun bir çaba gerekiyor sergiyi dolaşmak için, uzun bir zaman dilimi, yorulup dinlenmek, dönüp tekrar dolaşmak, şairle yan yana gelmenin olanakları. Hapishane avlusunda ya da bir kürsüde konuşurken Nâzım. Yumruğunu sıkmış, kahkaha atıyor, dostuna sarılmış, dalgın, iyimser, yorgun, işçi, çalışkan, militan Nâzım.

Nâzım Hikmet Müzesi için açık çağrı

Bu sergi artık bir Nâzım müzesinin ve özellikle de İstanbul’da bir Nâzım müzesinin kaçınılmazlığını gösteriyor bize. Piraye koleksiyonundan tutun YKY koleksiyonuna, koleksiyonerlere, dünyanın çeşitli ülkelerinde Nâzım’a dair belgeleri bir araya getirip onun adına bir müze kurmalıyız.

Bir şehir, bir ülke, halk şairleri ve yazarlarıyla da vardır. Melih Güneş, olası bir müze için çalışmanın ötesinde emek harcayacak ve Nâzım’ın kimliğine, kişiliğine yakışır bir müze kurulması için canla başla mücadele edecektir eminim.  

Motorları maviliklere sürmenin ya da güzel günler güreceğimizi muştulamanın bir yolu da şairle yan yana büyüyen duygumuzu onun adına sergilemekten geçiyor.

Hamiş: Bu yazının imla tashihinde yapay zekâdan (ChatGPT) yararlandım.