Şehir hastaneleri meselesini başından beri elimden geldiğince takip ediyorum. Şimdiye kadar “Bu hastanelere ne gerek var?” diye eleştiren hiç kimseye rastlamadım.
Bugüne dek şehir hastanelerine yönelen eleştirileri başlıca üç başlıkta toplayabilirim.
Birincisi, adları şehir hastanesi olmasına rağmen çoğunlukla şehir dışı hastaneler olmaları. Bilkent, Bayraklı, Bursa gibi şehir hastanelerini gören, muayene için gitmek zorunda kalan hemen her vatandaş aynı tepkiyi veriyor.
İkincisi, yatak sayılarının yüksek, alanlarının gereksiz şekilde geniş ve bu nedenle ısıtma, aydınlatma, temizlik giderlerinin yüksek olması. Bu eleştiri de birçok çalışmada karşılaştırmalı olarak kanıtlanıyor.
Üçüncü eleştiri de Kamu Özel Ortaklığı Modeli ile hastane yaptırarak kamunun zarara uğratıldığı. Tayyip Erdoğan’ın “israf” dediği eleştiri esas olarak bu. Bu konuda da yapılan yığınla çalışma, hesaplama hep kamunun zararını gösterdi, onları geçeyim de, bir önceki Sağlık Bakanı Fahrettin Koca görevi Kemal Memişoğlu’na devrederken basının önünde ne demişti, onu hatırlatayım.
“Şehir hastanelerimizin 18’i kamu özel iş birliği ile yapılırken son altı yılda ihalesi yapılanların tamamını genel bütçe kaynakları ile yaptık. Kamu Özel İşbirliği ile yapılan 18 şehir hastanemizin 25 yıllık maksimum fiktif nominal bedeli 322 milyar Avroydu. Biz 322 milyar Avro olan bu bedeli en çok 27,5 milyar Avro ile sınırlandırdık, böylece şehir hastanelerinin bütçeye yük olmasını önledik.”
Demek ki neymiş?
Kamu Özel Ortaklığı ile hastane yapmak büyük bir israfmış.
Daha neymiş?
Şehir hastanelerine yapılan eleştirilerin hiçbiri doğru çıkmamak bir yana hepsi doğruymuş.