Geçmişte yaşanmış bir vahşet yalnızca geçmişte kalmaz. Eğer yapılanla yüzleşilmez, aksine o eylem kahramanlık, yücelik ve gurur anlatısıyla kuşaktan kuşağa aktarılırsa, faillik de bir çeşit mirasa dönüşür. Çocuklar doğrudan o şiddetin faili değildir; fakat geçmişteki kötülük, güçlü duygularla sarılmış bir kahramanlık anlatısı içinde onların ruhsal dünyasına yerleştirilir.
Travmatik kötülük, yas tutulup işlenmek yerine yüceltilerek aktarılır. Böylece çocuk, kendisinin yapmadığı bir eylemin gururunu taşımaya davet edilir. Fail travması ise bu olayla yüzleşmek ve duygusal bir çaılşma gerektirir: “Biz bunu nasıl yapabildik?” sorusunu sorabilmeyi. Amaç geçmişte yaşayan insanları bugünün ahlakıyla kolayca mahkûm etmek değil; şiddeti mümkün kılan koşulları, itaat biçimlerini, düşman imgelerini ve meşrulaştırma mekanizmalarını anlamaktır. Böyle bir yüzleşmenin asıl anlamı, geçmişi cezalandırmak değil, benzer bir kötülüğün yeniden üretilmesini engellemeye çalışmaktır.
Belki de bu nedenle her ulusun tarihinde kirli sayfalar var. Daha doğrusu, kendisini yalnızca mağduriyet ve kahramanlık üzerinden anlatan her ulusal tarih, kendi kirinin bir bölümünü görünmez kılar. Ulusların masumiyet anlatıları yalnızca hatırladıklarıyla değil, hatırlamamayı seçtikleriyle de kurulur. İnsanlar kendi mağduriyetlerini narsistik bir sermayeye dönüştürebilirken, fail oldukları yerlere ilişkin sessiz kalabilirler. “Biz acı çektik” anlatısı büyütülürken, “biz başkalarına ne yaptık?” sorusu geri plana itilir.