Kapitalizmin ürettiği yapısal eşitsizlik, kentsel dokunun gözeneklerine sinerek en çıplak haliyle yan yana durur. Bazen bir sokak köşesi, bazen soğuk bir granit cephe, bazen kaldırım, insanın görmezden gelmeye alıştığı o katı gerçeği bir tokat gibi yüzüne çarpar. Ve kentin telaşında bir anlığına durup o yarılmayla göz göze gelirsiniz.
Bir tarafta kusursuzca aydınlatılmış vitrinlerin ardında birer arzu nesnesine dönüştürülmüş metalar, ulaşılamaz fiyat etiketleriyle kendi dokunulmazlığını ilan eden tüketim tapınakları… Diğer tarafta ise kentin kamusal alanlarını yaşam alanına çeviren kaldırımlara koca bir hayatın ağırlığını ve tüm dünyasını yıpranmış küçük bir market çantasına sığdırmış kırılgan bir insan bedeni. Biri kentin gökyüzüne uzanan sınırsız iştahını, diğeri yeryüzüne çakılmış en yoksul yalnızlığını fısıldar.