Monokültürel bir çevreden çıkan insan, farklı bir kültürle karşılaştığında kabaca iki farklı yöne gidebiliyor. Birincisinde, farklılık kişide bir tehdit duygusu yaratıyor; insan kendi kültürünü daha fazla yüceltiyor, ona daha sıkı sarılıyor ve yabancı olan karşısında kimliğinin sınırlarını sertleştiriyor. Göç ortamlarında kimi zaman milliyetçi, ırkçı, dinsel fundamentalist ya da aşırı muhafazakâr eğilimlerin güçlenmesini biraz da bu savunmacı kimlik hareketi içinde anlamak mümkün.
İkinci ihtimalde ise karşılaşılan farklılık bir tehditten çok bir karşılaştırma imkânına dönüşüyor. İnsan, kendi kültüründe doğal, değişmez ve zorunlu sandığı şeylerin aslında belirli tarihsel ve toplumsal koşullar içinde öğrenilmiş davranışlar olduğunu fark etmeye başlıyor. Böylece başka kültürle karşılaşma, yalnızca yeniyi tanımak değil; kendini sorgulamak, dönüşmek ve yeni olanı kendi hayatına ekleyebilmek anlamına geliyor.