Emtia milliyetçiliği, kriz anında sihirli bir koruma kalkanı gibi görünse de, aslında küresel gıda sistemini kemiren içten çökertici bir virüstür. Sınırları kapatmak, tarladaki yangını söndürmez; aksine içerideki ateşi harlarken dışarıdaki dünyayı açlığa mahkum eder.
Tarım ve gıda piyasaları, yüzyılın en çetin sınavlarından birini verirken uluslararası ticaretin kuralları sessiz ve derinden yeniden yazılıyor. Küresel iklim krizinin tetiklediği rekolte kayıpları, Orta Doğu eksenli enerji darboğazları ve tırmanan girdi maliyetleri, devletleri klasik serbest piyasa ilkelerinden hızla uzaklaştırıyor.
Şu gün itibarıyla masaya gelen küresel veriler ve uluslararası analizler, tarım politikalarında “Pazar Yönetimi” devrinin yok olmaya başladığını, yerine “Stratejik Devlet Müdahalesi ve Emtia Milliyetçiliği” döneminin başladığını gösteriyor. Ege’nin zeytinliklerinden Asya’nın pirinç tarlalarına kadar hissedilen bu kırılma, sınırların gıda güvenliği bahanesiyle kapatıldığı yeni bir küresel ekosistemi tetikliyor.
Emtia milliyetçiliği (Commodity nationalism) ülkelerin kriz dönemlerinde kritik tarım ve gıda ürünlerini (tahıl, pirinç, gübre, yağlı tohumlar) ulusal sınırları içinde tutmak, yerel enflasyonu baskılamak ve iç piyasayı korumak amacıyla dış ticaret akışlarını tek taraflı olarak kısıtlaması, vergilendirmesi veya tamamen yasaklaması refleksidir.